Fitness-Pilates Eğitmeni Sincap Hoca Emine Yeşim Aydın ile Sohbet

Scroll down to content

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Emine Yeşim Aydın, 1984 İstanbul doğumluyum. Zamanında küçükken yüksek zekaya bağlı hiperaktivite teşhisi konmuş ve çoğunlukla ailemin öngördüğü ve uygun bulduğu şeylerin tersine merak ve inat salıp, kendisini kendi başına keşfedip yaratmada büyük savaşlar verip, sonuçları üstlenmiş bir fitness-pilates eğitmeni, tasarımcı, iç mimar ve sosyoloğum. Annemin ilaçla zihni durdurmak yerine sporla bedeni yormak gerektiği kararı üzerine, 88 yılından beri profesyonel ve amatör olarak çeşitli spor dallarında ilerleyip durdum. Tabii ki buna piyano, bale, satranç, ipek boyama gibi annemin desteklediği hobiler de eklenmişti; hatta piyanoda konservatuarı kazanmıştım, satrançta İstanbul ve okullar arası birçok derecelerim olmuştu, koşu ve yüzmede ENKA’da farkedilir olmakla birlikte, Ecole De Ski Val D’isere (Fransa kayak okulu) mezunu oldum. Tüm bunlar olurken, İtalyan Lisesi’ni bitirip Koç Üniversitesi Sosyoloji daha sonra da Yeditepe Üniversitesi İtalyanca Sanat ve Tasarım bölümü uzmanlık alanı olarak İç Mimarlığı kazanıp bitirdim. Hatta şu anda İstanbul Üniversitesi Rekreasyon bölümünü 3. üniversite olarak okumaktayım. Meslek olarak esas ne yapıyorsun derseniz, grup dersleri uzmanı ve spor müdürü olarak Antalya’da çalışmaktayım.

Siz aynı zamanda Sincap Hoca olarak da biliniyorsunuz. Bu lakabın hikayesi nedir?

Hikaye sincap olarak başladı esasında; patika orman dağ ve hatta yol koşularında, zıplaya dans ede ede koşan sincap lakaplı bir atlet iken, ben yıllar içinde kendimi en iyi ve mutlu hissettiğim şeyin spor olduğunu anlayınca işin içine “hoca”lığımı eklemiş oldum ve artık sincap hoca olarak anılmaya başladı. Daha sonrasında ise, Sincap Hoca’yı tescilli bir marka olarak üzerime alıp, kendi markamı yaratmış oldum. Son üç sene içinde de Sincap Hoca’nın alt markaları olan BABY BOOTCAMP ve SUI GENERIS’i yaratıp bir bütünlük oluşturdum; hala ilerde neler olur, nasıl olur tam net olarak belirtmem biraz zor 🙂

Ailelerin, mahalle baskısının, toplumun bireylerin hayatına şekil verme arzusunun çok yoğun olduğu bu coğrafyada kendi yolunda yürümeyi başarabilmiş birisiniz. Kendinizi keşfetme ve dümeni ele alma öykünüz nasıl gelişti?

Öncelikle ailemin isteklerini yapmayı denedim açıkçası ancak maalesef yeterlilikten yana sıkıntım olmamasına rağmen bana yetmesi açısından büyük sorunlar oluştu. Örneğin çok kolay da olsa benim için o iş ofiste çalışmak gerektiğinde benden yüksek performans beklemek biraz abes kaçıyordu. Başta bahsettiğim hiperaktivite tahmin edersiniz ki benim saatlerce bir ofis masasında bilgisayar başında veri girmemi ya da analiz yapmamı, veyahut tasarım yapmayı bir şeyler çizmeyi -yazmayı çok sevsem dahi- verilen görevleri çok hızlı bir şekilde bitirmemden dolayı devamlılık sağlamamı engelliyor ve kendimi sürekli kahve molası, çay molası, tuvalet bahanesiyle balkon veya merdiven boşluğunda bulmama sebep oluyordu. Kısacası benim bedensel olarak bir sandalyede sabitlenmem, bunun ötesinde zihinsel olarak bir ekran önünde durmam imkansızdı. Çocukluğumdan beri hayalim olan sonsuz oyun oynama özgürlüğü, büyüdüğümde, yetişkin dünyasında ismi değişmiş olarak karşıma çıkmıştı esasında. Ben spor eğitmeni olmalıydım ve şu ana kadar herkesin fark ettiği gibi kati suretle yorulmadan çalışabilmemi sağlayan da bu bitmeyen oyun özgürlüğümün işim olmasıdır. Elbette bunun negatif bazı yanları var mesela günümüz Türkiye’sinde maalesef maaş olarak bakıldığında benim ailemden daha başarısız olduğum zannediliyor.
Spor sektörü ve turizm sektörü tam olarak kişilerin yaşlarına, tecrübelerine ve hedeflerine uygun bir bütçe sunmuyor. Her zaman eğer daha fazlasını kazanmak istiyor iseniz özel ders ve bunun gibi kozları kullanarak gelirinizi arttırabiliyorsunuz ancak işin kötü yanı bu özel ders faktörü benim kendi benliğime kişiliğime karakterime ters düşüyor. Yani şöyle diyebiliriz ne kadar kazandığım üzerinden iş seçmektense ne kadar mutlu olduğum üzerinden iş seçiyorum ve evet yaşıtlarıma sosyal statüme ve belki de olması gerekene aykırı bir şekilde bütçe planlaması yapmam gerekiyor her zaman. Ancak bana çok küçüklüğümden beri öğretilen bir şeydir ki, eğer sevdiğin şeyi yaparsan başarılı olursun ve yorulmazsın. Kısacası ben bir nevi maaş karşılığı çalışmaktansa ben mutlu olayım eğleneyim diye birileri bana katılıyor veya bunun için zaten bana maaş veriyor.
Ne kadar hazindir ki keşke babam da ölmeden önce görebilseydi işimde ne kadar iyi ve güçlü, azimli olduğumu. Annem kendisi gibi güçlü ve başarılı bir iş kadını olmamı, babam ise kendisi gibi ismi tanınan başarılı bir akademisyen olmamı istemişti.
İşin garip tarafı ben her ne kadar isyankar asi gözüksem de günün sonunda kendi markasının bütün işlerini, web site veya grafik tasarımlarına kadar her şeyi tek başına kendi yapan aynı zamanda uzmanlıkları ile ilgili olarak eğitimler veren seminer ve workshoplar düzenleyen bütün bunların bütçe planlamalarını yapan, anlayacağınız kompakt bir şekilde işini ayakta tutan, annesi ve babasının mesleklerinin kendi hayalindeki mesleği ile uyumlu versiyonunu hayata geçirmiş bir bireyim. Gerekli olduğunda kitap ve makale yazmak dahil akademik anlamda öğrencilikten hiç bıkmayan bir yanımla da hala okumaya devam ediyorum. Ne kadar enteresan değil mi çünkü ben bile bütün bu hayatım içinde neticenin böyle olacağını kestirememiştim ve ancak kırkıma yaklaşınca fark ettim ki tablo şimdi oturdu yerine.

Her şeyin maddi olarak ölçüldüğü, neredeyse herkesin paranın peşinde koştuğu bir zamanda tabiri caizse insanlara, insanlığa faydalı olmak için koşuyorsunuz. Bu motivasyonunuz nereden geliyor?

Esasında sadece faydalı olmak için koşmuyorum da yıllar önce kadınların spora teşvik edilmesi amacıyla Caddebostan sahilde başlayıp daha sonra tüm Türkiye’de tamamen kendi yol masrafımı ve otelimi de karşılayarak etkinlikler yaratmıştım ücretsiz olarak. Hatta Baby Boot Camp markası bu fikrin akabinde ortaya çıktı, yani “Anne olmak da bir bahane değildir hadi birlikte spor yapıyoruz” demiştim. Çocukla ve bebekle kaliteli zaman geçirmenin onun başında oturmak değil onunla birlikte bir faaliyet yapmak olması fikri idi tüm olay.
Annesinin gülerek eğlenerek spor yapıyor olmasına şahit olan bebeğin ileriki hayatında aynı şekilde aynı yolda devam etmesi hayalimdi. Farkındalık ve bağış koşulları ise 2013 yılında ‘adım adım’ oluşumuyla tanışmam ile oldu. Tek başıma ne yaparsam yapayım çok yerinde ve beni tatmin edecek şekilde etkisi olmadığından bir gruba dahil olarak buna gönül vermiş diğer kişilerle birlikte hareket etmek yani koşmak hedeflere ulaşmamız ve insanlara bir şeyler verebilmemiz açısından çok doğru bir karar olmuştu. Nitekim 10 yıldır Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği için koşarak engellerin kaldırılmasına bir nebze olsun faydam olmasına uğraşıyorum. Ancak tabii yıllar içerisinde biraz yıpranmış olduğu için bedenim, katıldığım bir yarışta sağa soleus kasımın 2 derece yırtılması ile birlikte artık dikkat etmem gerektiği ortaya çıktı ve buna bağlı olarak asfalt ve beton zeminde koşmam hekimlerce yasaklandı. Ancak benim gözümde koşmak koşamayanlar için yapıldığında çok daha önemli olduğundan kendimle gizli bir anlaşma yaptım, hızlanmadığım sürece geçici bir sakatlık sürecini atlatabilmeyi içselleştirdim dolayısıyla yılda iki kere yani İstanbul ve Antalya maratonlarında asfalta iniyorum ve tekerlekli sandalye iterek koşuyorum.
Bu sene kendime verdiğim bir sözü de yerine getirebildiğim için şükrediyorum: Yıllarca bağış koşusu yaptım fakat hiçbir zaman topladığım maaş bana yeterli gelmedi ben de kendime bir söz vermiştim düzlüğe çıkıp kendi borçlarımı kapatabildiğim gün ben de kendim en azından bir tane akülü tekerlekli sandalye alıp bağışlayacaktım, çok şükür bu sene bunu başardım. Şimdi sıra 5 Mart’ta Antalya maratonuna geldi, umarım benim bu gayretime kayıtsız kalmaz insanlar.
Motivasyonun ana kaynağı şu birkaç röportajımda daha bahsettiğim meşhur bir plastik top vardır, hani yıllar önce bakkallarda satılan ve tüm çocukları birbirine bağlayan o plastik top. O top şu an çok ucuz bir fiyata satılıyor gibi gözükse de hatta yoktur belki çoğu yerde, paha biçilemez bir güce sahipti birbirini hiç tanımayan hatta belki aynı dili bile hiç konuşmayan çocukların o top sayesinde muazzam bir mutlulukla oyun oynamaya başladıkları günlerden geliyorum. O yıllarda ailemin maddi durumu yüzünden genelde topu almaya gücü yeten kişi olarak hep eve topsuz ve hatta çamur içinde dönüp azar işitirdim. Ancak çocukluğumla ilgili en iyi hatırladığım mutluluk sembolü anılarım o topun etrafında dönerdi ve topumu hediye edip başka çocuklarla oynayıp tanıştığım günlerin anısınadır ki gücüm yettiği elimden geldiği sürece o çocuğu yaşatmaya yemin ettim. Yeri geldiğinde bağış koşusu yaparım yeri gelir ücretsiz etkinlikler yaparım yeri gelir beni demeçler verirken görürsünüz ama beni her zaman hikayenin sonunda hiçbir mad çıkarın olmadığı manevi ve mutluluk yayan aktivitelerde bulabilirsiniz. Modern dünya elimizden hayallerimizi ve paramızı değil esas o hayalleri kuran ama o hayaller için parası henüz olmayan çocukluğumuzu aldı.

Fiziksel bir eylem olan koşmak sizin için ne ifade ediyor peki?

Koşmak özgürlük veya belki de bir kaçış hikayenin bir noktasında bir şeyleri geride bırakış benim için, ve ileri gitme arzusu.
Yani basit ve klişeleşmiş olarak tanımlanan koşu bir terapidir cümlesinden fazlası.
En önemlisi eğer dikkatli bakarsanız o binlerce kişinin aynı anda koştuğu yarışlar temelde bir yarış değil bir kavuşma insanların arasında. Muazzam bir mutluluk bir neşe bir enerji çıkıyor ortaya. İnsanların üzerinde koşarken kredi kartı, kimlik, araba anahtarı veya ikametgah belgesi olmuyor ya belki de bundan sebep herkes herkese selam verebiliyor gülümseyebiliyor herkese eşit oluyor orda. İşte belki de bu yüzden nerede ve ne zaman ölmek istersin diyen olduğunda bile bazen bir maratonda koşarken veya bir grup dersi verirken bir platformda ölmek isterim diyorum hani ta yıllar önce çocukken olduğum kadar özgür, mutlu ve arkadaşlarıyla oyun oynarken….

Sağlıklı yaşam koçu başlığı altında hangi başlıklarla eğitim ve dersler veriyorsunuz?

Tek tek derslerin isimlerini saymak gerekirse ortalama bir kırk elli tane grup dersini verebiliyorum bunun yanı sıra kaya hocalığı, koşu ve yürüyüş koçluğu yapabiliyorum ancak sağlıklı yaşam koçu başlığı altında bütün her şeyi sentezlersek işin içine giren zihin ve ruhun bedenle bütünlüğü önemli olduğundan kimi zaman sanat veya egzersiz ve terapi ile yapıyor oluyorum. Zaten bu yüzdendir ki tasarım okudum ve ilk seçtiğim üniversite de sosyolojiydi. Ruh zihin ve beden üçlüsü bir arada olabilsinler diye insanlara didaktik olarak ders veren bir eğitmen değilim beni de diğer bütün hocalardan farklı kılan özelliğim zaten bu. Benimle hangi fiziksel aktiviteyi yapıyor olursanız olun öncelikle yaptığınızın farkına varmanızı sağlıyorum ve yapabileceklerinizin, buna benimle esasında konuşmadan da iletişimde kalmanızı sağlayan o deliliğim sayesinde motivasyon ekliyorum. Havuzda karada veya suspension olarak havada olsun, fark etmeksizin sizinle takım arkadaşıyım ben. İlla özellikle hangi dersler hangi alan dersek kardiyo derslerinin tamamını benle bir denemek lazım derim 😉

Bundan sonrası için hedefleriniz var mı ve hayalleriniz neler?

Bugüne kadar hep hedefler doğrultusunda ilerledim. Artık hedef değil de hayallerim var ve hiçbiri temelde mesleki değil: Mutlu ve sağlıklı yaşlanmak istiyorum. Bunu sağlayacak kadar maddi gücüm olmasına uğraşıyorum diyelim. Bir de umarım yazdığım kitabı edit edip yayınlabilirim bir gün vakit ve sabır bulursam 🙂

Sormadığım ama eklemek istediğiniz başka sözler varsa keyifle dinlemek isterim.

Yeteri kadar başınızı ağrıttığımı düşünüyorum o yüzden size ve okuyan herkese kendi hayallerini hatırlamaları ve mutlu olmaları yolunda azim ve şans diliyorum. Buna bağlı olarak herkes her zaman hatırlamalı ki ben her türlü gönüllülük projesinde kalben, manen ve fiziksel olarak yanınızda olmaya hazırım, bana ulaşmak çok kolay. Sincap Hoca yazdığınızda karşınıza çıkan her yerden bana ulaşabilirsiniz. ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM HER ŞEY İÇİN 🙂

https://www.instagram.com/sincaphoca

https://www.facebook.com/saglikliveaktifyasam

emineyesimaydin@gmail.com

*Bu söyleşi dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.

Bir Cevap Yazın

dostsohbeti.com "Türkiye'nin Röportaj Sitesi" sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin