Biyolog, Reiki Master ve Işık Çağı Çocukları Eğitmeni Melek Madanoğlu ile Sohbet

Scroll down to content

Kalıplaşmış doğum yeri, eğitim bilgisi olarak değil de yaşam yolculuğunuz odağında biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben romantik ama asker bir babanın ve dünyalar iyisi bir annenin 3 evladından ortancası olarak, Türkiye’min değişik şehirlerinde çocukluğumu geçirdim. O nedenledir ki mekan, zaman kavramları özlemlerle yoğrularak çok önceleri bilincime yerleşti. Farklı insanlar ve yerler yaşamımdan geçip giderken bu yolculuk bana daha o zamanlarda çok şeyler katmış ki yetişkin olduğumda bunu daha iyi anladım. Ve hep çok şey yapmak isteyerek, bunun için cansiperane çaba göstererek eğitim hayatımda hep koşturarak yaşadım çocukluğumu ve gençliğimi. İlkokulda resim, şiir, kompozisyon yarışmalarında sürekli birincilikler almak yetmedi, tiyatrolarda, bandosunda, folklorda, çocuk halimle yetişkinlerin Türk halk müziği korolarında yer aldım. Üniversite eğitimim süresince sadece lisans eğitimiyle yetinmeyip, üniversitenin gazetesinde muhabir olarak çalışırken aynı zamanda devlet tiyatrosunun gençlik kolunda da yer aldım. Hatta hocalarımın tavsiyeleriyle konservatuara girme fikri, asker babamın kesin kararıyla benim babama karşı yaptığım 52 saatlik açlık grevime rağmen rafa kalkmak zorunda kaldı. Şimdi soruyorum kendime küçüklüğümden beri nedir beni böylesine koşturan şey ne diye… Hep birilerine yardım etmek, öğrendiğim her şeyi herkesle paylaşmayı istemek o günlerden beri değişmeyen tek şey hayatımda. Annemin kuzeni Rahmetli Hayrettin Karaca gibi hümanist ve çevre dostu biri olmam ise genlerimden getirdiğim bir şey olmalı. Yerel hayvan görevlisi olarak sürekli hizmet etmem de bu yaşamdaki koşuşturmacalarımdaki en önemli şeylerden biri benim için.
Farklı coğrafyalarda geçirdiğiniz yıllarınız var. Bu aynı zamanda farklı kültürlere ve yaşam formlarına tanıklık etmek belki deneyimlemek de demek. Bu yıllar ve yaşanmışlıklar bugün olduğunuz kişiyi nasıl etkiledi?
Evlenip bir kız çocuğu dünyaya getirdiğimde, henüz iki aylıkken yurt dışı maceralarım başladı. Türkiye’de alışmış olduğum değişik yerler görme ve insanlar tanıma şeklim artık çok daha geniş coğrafyalarda seyretti. Kızım Ezgi’nin küçük olması ve soğuk bir şehir olan St Petersburg‘ta yaşamamız ne beni ne de benim gibi gezgin olarak büyümüş sevgili eşim Öner’i hiç etkilemedi. Kaldığımız küçük Piskov şehrini ve St Petersburg’u karış karış gezdik. Ama öyle hep güzel yerleri değildi ilgimizi çeken; bu insanlar ne yer, ne içer, nasıl yaşar, hayatını nasıl kazanır, nasıl evlerde oturur hep bunları merak ederek kazan kepçe misali, ana kucağında kızım ve eşimle hep keşifler yaptık. İki yıl sonra Aşkabat şehrine yakın Karakum çölünün içindeki bir kampta yaşamaya başladığımızda, eksi 24 derecelerden sonra artı 65 dereceleri gördüğümde hep hayatı sorguladım. Bana ne anlatmaya çalışıyor diye. Üstelik yaşadığım sadece iklimsel farklılıklar da değildi. Rusların çok renkli ama bir o kadar da zor olan yaşamlarından sonra Türkmenlerin yer sofralarında yemekler yiyip, Türkmen düğünlerine katıldığımda, nevruz bayramının gerçekten nasıl coşkuyla kutlandığını gördüğümde, çölde piknik yaparken develeri ellerimle beslediğimde, tarihin en eski pazarı olan ve İpek yolu üzerinde yer alan Talkuçka pazarına sıcak yüzünden sabahın beş buçuğunda gittiğimde ve orada canım antika Türkmen Halılarının, antika gümüş takılarının kumlar üstünde satıldıklarını gördüğümde ne kadar şanslıyım diye düşündüm. Sanki bir belgeselin içinde yaşıyormuşum gibiydim. Bu süreçte, küçüklüğümden beri bir kitap kurdu olmama rağmen bu iki şehirde hayatım boyunca hiç okumadığım kadar çok kitap okudum. Genelde kişisel gelişim ile ilgili kitaplar okuduğum için sorguladığım her şeye yavaş yavaş cevaplar gelmeye başlıyordu. İlk dört yılın ardından sonraki dört yılımız da Moskova’da geçti. Bu süreçte kızımızı özellikle bir Rus kreşine verdik. Bir ay içinde Rusça konuşmaya başladığında benim o zamanlar kurs almama rağmen çok iyi konuşamadığım Rus dilini kızım bana tercümanlık yaparak öğretti. Diğer kaldığımız şehirlerde evlerimiz şehir merkezinden uzaktı. Ama Moskova’da tam da şehrin göbeğinde yaşamaya başladık. Öncelikle Türk Kadınları organizasyonuna üye oldum. Ve orada dört yıl boyunca çok sevdiğim bir dostumla birlikte gazete çıkardık. Ünlü sanatçılarla röportajlar yaptık, önce sokak sokak gezip, şehri, tarihini tanıyıp ‘adım adım Moskova’ gezi notları yazdık. Amacımız Moskova’da yaşayan Türk kadınlarına yaşadıkları şehri tanıtmaktı. Ama sonuçta biz çok şey öğrendik ve yabancı bir ülkede en zevkli ve işe yarar bir şekilde yaşamanın tadını çıkardık. Aynı zamanda Uluslararası Kadınlar Derneği IWC‘ye üye olup her ay farklı bir konsoloslukta yapılan toplantılarda on sekiz farklı ülkeden kadınlarla bir araya geldik. Her ülke misafirperverliklerinin dışında ülkesini tanıtmak için elinden geleni yapıyordu. Sonuçta biz aynı şehirde farklı ülke insanlarını ve kültürlerini de tanıyorduk. IWC’de Hintli bir guru, Master olan Charu Batra’dan dört yıl boyunca meditasyon dersleri aldım. On sekiz farklı ülkeden kadınlarla birlikte meditasyon yaparken kendimi artık bir dünya vatandaşı olarak kabul ediyordum. Dili, dini, ırkı farklı ama aynı duyguları taşıyan on sekiz kadından sadece biriydim. Düşünüyorum da bugünkü bende o on sekiz kadından birer parça var. Spiritüel konulara giriş nedenim ve bugün içinde bulunduğum gerçekliğim, aslında o günlerde göle maya çalmak gibiydi. Beni ben yapanın mayası göle, Moskova‘da yaşadığım yıllarda atıldı.
Yaşam yolculuğunuzun en başına dönersek sizi o süreçte biyolog olmaya iten sebep neydi?
Biyolog olmak tamamen bir rastlantı, hiç üzerinde çok düşünmeden verilmiş bir kararla girilmiş bir okuldu benim için. Aslında küçük bir çocukken nedense kendimi hep bir edebiyat profesörü olarak düşlerdim. Ama sonradan anladım ki, biyolog olmam spiritüel konularla ilgilendiğimde bana topraklanma yapacak yegane şeydi. Biyolog olmam daima dengede kalarak ne aşırı ruhani ne de çok dünyevi olmamı sağladı.
Reiki Master ve Işık Çağı Çocukları Eğitmeni olma süreciniz nasıl gelişti?
Türkiye’ye döndüğümde Reiki uyumlaması alarak altı yıl sürecek olan eğitimim başlamış oldu. Değerli öğretmenim Yıldız Bulhaz bana sadece Reiki uyumlaması yaparak hayatıma reiki enerjisini sokmadı; Reiki’nin aynı zamanda bir yaşam yolu olduğunu ve yaşamı kolaylaştıran kullanımı basit ama çok değerli bir yaşam desteği olduğunu da öğretti. Altı yıl sonra Reiki eğitmenliğini (master) bana verdiğinde 14 yıl sürecek olan yeni bir yolculuk da başlamış oldu. Bu süreçte öğrenci olarak hiçbir zaman tanımlamadığım, daima kendilerini yol arkadaşım olarak gördüğüm yüzlerce öğrencim oldu. 13 reiki eğitmeni yetiştirdim. Ve onlarla yolculuğumuz tüm güzellikleriyle devam ediyor. Hepimiz birbirimize çok şey öğretiyoruz. Işık çağı çocukları eğitmenliğim ise Türkiye‘ye geldikten sonra dünyaya gelen ikinci kızım Lidya‘nın doğumundan kısa bir süre sonra oldu. Her iki kızım da bana hayatın farklı yüzlerini öğrettilkleri için öğretmenim oldular. Lidya çok renkli (ışık çağı çocuklarından Gökkuşağı olan gruptan) kişiliği olan bir çocuktu. Ve ben ona yetebilmek adına çok değerli öğretmenim Şebnem Özkan’dan Işık çağı eğitmenliğini aldım. Yine çok değerli öğretmenim Alper Bayraktar’dan da çocuk yogası eğitmenliğini aldım. Ama daha sonradan anladım ki bu eğitimler sadece kızım için değilmiş, çalıştığım kişisel gelişim merkezinde pek çok çocukla meditasyon eğitimleri yaptım, ebeveynlerine de ışık çağı çocukları hakkında seminerler verdim.

Reiki nedir ve yaşamımıza etkileri ne yönde olmaktadır?

Reiki evrendeki yaşam enerjilerinden en saf ve kullanması en basit olan ve evrenden bize akarken sonsuz kaynaktan gelen bir enerji. Diğer bazı enerjiler gibi bir başkasına aktarırken asla tükenmeyen ,aktaran kişiyi kanal olarak kullanan, aynı zamanda alıcıya da vericiye de eşit enerji sağlayan çok güçlü bir enerji. Sizi bir master uyumladıktan ve size bu enerjiyi nasıl kullanacağınızı anlattıktan sonra, herhangi başka bir kişiye bu enerjiyi kullanmak için ihtiyacınız olmaz. Ellerle verilen bir şifa kaynağıdır ve elleriniz siz nereye giderseniz sizinledir. Yiyeceklerinizi arındırmak için, size enerjiyle şifa vermesi için, geçmişte yaşadığınız travmaları temizlemek için ,geleceğe güzel dilekler sunmak için, günlük hayatın her anında kullanabileceğiniz bir enerjidir Reiki.

Çocuk yogası ve taş terapisi gibi alanlarda da çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz. Bu alanlar ve çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Çocuk yogası biraz önce sözünü ettiğim gibi daha önce çalıştığım merkezde çocuk meditasyonu adı altında uyguladığım bir eğitimdi. Çocuklar çok bilge varlıklar. Yoga ve meditasyonda büyüklerden daha uyumlu ,disiplinli ve meditatifler. Eğitim bittiğinde salondan dışarı çıktığımızda çocukların anneleri 45 dakika boyunca çocuklarının nasıl sessiz kaldıklarını ve uyum sağladıklarını bana soruyor ve şaşırıyorlardı. Taşlar konusuna gelince taşlar benim sevdam. Kendimi bildim bileli taşlar ilgimi çekmiştir. Anneciğim ben küçükken ceplerimde ve dolaplarımda hep taşlar topluyordu.
Bu merakım yurtdışında yaşadığım yıllarda doğal taşları daha yakından araştırmama ve oldukça zengin çeşitlilikte bir taş koleksiyonum olmasına sebep oldu. Kişisel araştırmalarım yıllarca sürdü. Sadece renk ve yapılarıyla değil çevrelerine yaydıkları enerjilerle de ilgimi çeken taşlar konusunda da çeşitli seminerler ve televizyon programlarım da oldu. Amacım yine öğrendiğim bu değerli bilgileri başkalarına da faydası olsun diye paylaşmaktı.
Bir de kitabınız var; Güneşim Olur Musun? Ne anlatıyorsunuz ve insanlar bu kitabı niçin okumalı?
Evet 2021 Nisan ayında piyasaya çıkan kitabım Güneşim Olur Musun aslında tüm bu edindiğim bilgilerin, aldığım eğitimlerin bir özeti gibi. Her ne kadar roman olarak kurgulasam da aslında bir kişisel gelişim rehberi. İçinde sadece reiki enerjisinden, Reiki’nin nasıl hayatın içinde kullanılabileceğinden, renklerin, taşların enerjilerinden söz etmiyorum aynı zamanda günümüz çocuklarının ışık çağı çocukları adı altında kaç gruba ayrıldığını; bu gruplardaki çocuklara ebeveynlerin nasıl davranmaları gerektiği konusunda rehberlik edebilecek bir kitap. Kızlarımı yetiştirirken benim yaşadığım zorlukları yaşamamaları adına anne ve babalara, eğitimcilere bakış açısı kazandırabilecek bir kitap. Zihinlerinden geçen pek çok soruya cevaplar bulabilecekleri ama aynı zamanda da iki samimi arkadaşın sürükleyici ve hoş sohbetlerini bulabilecekleri bir roman. Birilerinin hayatlarının içinden bir kesit sunarken pek çok ipucu bulabilecekleri bir başucu kitabı…
Yazmaya devam edecek misiniz?
Kendimi bildim bileli yazıyorum zaten. Bu benim ikinci kitabım. İlki yıllar önce yazdığım bir şiir kitabıydı. ‘Mutluluğun Korkusu’.
Ve evet yazmaya devam edeceğim. Pandemi koşulları nedeniyle kurs ve toplantılarıma maalesef ara verdik. Bu süreç beni yıllardır orada burada hep bir şeyler yazmama rağmen artık daha disiplinli olarak bilgisayarın başına oturttu. Çok değerli bir arkadaşımın Erhan Gölbey‘in söylediği gibi bilginin zekatı vardır. Ve ben o zekatı vermek adına yazmaya devam edeceğim.

Bundan sonrası için planlarınız neler?

Yaşamın engebeli bir yol olduğuna ve bu yolda ilerlerken aynı dili konuşan yani yüzünü aynı yöne çeviren yol arkadaşlarıyla yürünmesi gerektiğine inanıyorum. O yüzden gönül bahçeme beni geliştiren, hep ileri ve daha güzele yönlendiren dostlar biriktirerek, rotamı doğruluktan ve iyilikten ayrılmadan sürdürerek, daha öğrenmem gereken çok şey olduğunu ve öğrenmenin sonsuz basamaklardan oluştuğunu bilerek yaşamaya ve yazmaya devam edeceğim. Teşekkür ederim.

*Bu söyleşi dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir. 

Bir Cevap Yazın

dostsohbeti.com "Türkiye'nin Röportaj Sitesi" sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin