
Sizi tanıyabilir miyiz?
Elbette, size biraz kendimden bahsedeyim… İnsanın doğup büyüdüğü coğrafyanın insan kimliğine iz düşümler bıraktığına inananlardanım. Bereketli toprakların hamuruyla yoğrulmuş bir kalemim biraz da. Evet, Adana’nın Kozan ilçesinde doğup büyüdüm. İlkokula küçük yaşta başlayan bir kız çocuğu olarak hevesim çabuk geçmişti okula dair. Fakat ne mutlu ki bana bahtıma hep meslek aşkıyla yoğrulmuş öğretmenler yağdı. İlkokul, ortaokul, lise derken çekingen, içekapanık kız çocuğu günleri tespih tanesi gibi ipe dizmeye devam etti. Ve nihayetinde büyüdüğü küçük ilçeden başka bir şehri görmemiş kız çocuğunun kaderi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini kazanmasıyla şehirler sultanı İstanbul’a düştü. Kelimelerin hüküm sürdüğü benim dünyamda sayıların pek hükmü yoktur. O yüzden tarihlerin de pek hükmü yoktur yanımda. Hani sorarlar ya “Anne ben ne zaman doğdum, babam askerden ne zaman geldi?” Aldığınız cevap ya “pambıklar toplanırken” ya da “ekinler biçilirken” olur. Biz öyle bir kuşaktan uzanan nefesleriz. Çekingen kız çocuğu o muazzam şehirde, İstanbul’da, ruhunu besledi. Ve İstanbul’un büyüsü, güzelliğiyle demlendi ama bir türlü atamadı içe kapanıklığını. Sınıf arkadaşları illa İstanbul derken o Anadolu dedi. Ve üniversite biter bitmez öğretmen olup kendi bahtına zamanında yağan öğretmenlerin gölgesi olarak bir Anadolu şehrine atandı. Ve işte ondan sonra zamanın ve ruhun kafesi açıldı. Öğretmenlik aşka dönüştü bende. Ve elbette bu süreçte hayatımdaki en büyük şansım ve mutluluğum eşim oldu. Evet, Hayriye Göztaş mı? Dört çocuk annesi… Sıradan bir öğretmen ama illaki mesleğine âşık… Ha, bir de işte yeni yeni manaya talepkâr. Hayriye Göztaş mı? Hani başta da demiştim ya doğup büyüdüğü şehrin izdüşümleriyle yoğrulan küçük bir kız çocuğu, bazen hayat çuvalını yanına koymuş arkasına bakan bir ihtiyar…
Edebiyata olan ilginiz nasıl başladı?
Aslında üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bilinçli tercih ettiğim söylenemez. Fakat üniversitede bölüm itibariyle edebiyat dünyasının her şehrini geziyorsunuz, her kalesini tanıyorsunuz ve keşfediyorsunuz. Edebiyatın büyülü dünyasıyla üniversitede tanıştım ve edebiyata somut bir şekilde ilgim de o dönemde başladı diyebilirim.
Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Yazmak, benim için kelimelere ruh üflemek ve sonra onlarla bir dost gibi yol almak… Bazen gülmek, bazen ağlamak, bazen düşündürmek… Ama illaki bende yazmak, hayatın ve insanların kelimelerle resmini yapmak. Şu gördüğümüz dünyayı sanat ruhuyla harmanlayıp gözler önüne sermek de diyebiliriz. Bende yazmak dış dünyadan kendini soyutlamak olmadı hiçbir zaman. Aksine yazarak kendimi dünyanın binbir hali ve rengi içinde buldum. O yüzden yazmak; bende zenginleşmek, öğrenmek, keşfetmek ve yol almak demek biraz da.
Yayınlanan son eseriniz Gölgeli Hatıralar oldu, hayırlı olsun. Kitabın yolculuğu nasıl gelişti?
Çok naziksiniz, çok teşekkür ederim. Bizim, öğretmen arkadaşlardan oluşan bir okuma kulübümüz var. Fikir dünyama oradaki sohbetlerle ilk kıvılcımlar düştü. Yine kendisi de edebiyat öğretmeni olan Ebru Hanım bir gün bana “Anılardan oluşan bir eser neden yazmıyorsun?” dedi. Onun üzerine “Neden olmasın!” dedim ben de kendine. Ve Gölgeli Hatıralar’ın kurgu süreci böyle başladı. Ve ardına kendi kozamızda içten içe eseri örme süreciyle yolculuğumuz devam etti. Bir çay bahçesinde yolları kesişen ve birbirini tanımayan insanların hatıralarından oluşuyor eser. Eserde, aslında çay bahçesine gelen insanların hatıralarıyla asıl kahramanımızın, çay bahçesinin sahibinin, içsel yolculuğu ve kendisini bulması söz konusu.

Gölgeli Hatıralar okura ne vadediyor? İnsanlar bu kitabı neden okusunlar?
Okuyucu olan bizler; ruh halimiz, ilgi alanlarımız ve kendi hayal dünyamıza göre kitaplar tercih ederiz. Okumaların, aklı ve kalbi zenginleştirmesi taraftarıyım ben. Merakı canlı tuttuğu, içsel bir yolculukla aklı ve kalbi beslediği için diyebilirim. Şiirsel bir anlatımın ikliminde sıradan hayatların satırlara konu olması ilgilerini çekecektir diye düşünüyorum. İyi ve kaliteli bir okuma geleceğe muazzam bir yatırımdan başka bir şey değildir. Bu yüzden başta dediğim gibi iyi bir okuyucu gereken tercih oluşumlarını zaten kendisi yapacaktır.
Yayınlanmış diğer kitaplarınızın içerikleri hakkında da kısaca bilgi verebilir misiniz?
Kefenlenen Sır’da; Güneydoğu’da aşiret töreleri ile kendi ailesi arasında sıkışmış bir babanın dramı söz konusudur.
Yamalı Koza’da, Adana’ya tayini çıkmış bir polis memurunun işi ve evi arasında yaşadığı gelgitler ve bunalımları söz konusudur. 1980’li yılların toplum gerçekliğine ayna tutması bakımından önemli diye düşünüyorum.
Aysar Göç’te annemin anlattığı Yörük hikâyelerinden beslendim diyebilirim. Bir Yörük kızı Karaca ile şehir hayatından dışlanmış Akşit’in aşkının Yörük hayatı içerisinde tutunup tutunamayacağı söz konusu.
Güneş Yağmuru çok farklı bir kurgu. Ayrı ayrı hikâyeler gibi görünse de kitap bitince yapboz parçaları tamamlanıyor ve her bir hikâyedeki bir eşya ya da bir kişi başka bir hikâyede gözünüze çarpıyor.
Efsaneler Geçidi çocuklar için yazdığımız bir öykü kitabı. Yaşadığımız toprakların zenginliğini, kültürünü bu eserle çocuklara aktarmak istedik. Ve Çukurova topraklarında dolaşan efsaneleri çocuklara indirgedik. Şahmeran, Lokman Hekim, Sır Elif, Yusufçuk Kuşu ve Anavarza efsanelerini çocuklar ile buluşturduk.
Müşkülpesent tamamen farklı duyguların harmanlandığı şiir kitabımız. Serbest ölçünün ağırlıkta olduğu şiirlerin yanı sıra hece çalışmaları da yer almakta.
İki Mevsim Bir Ömür, Alzheimer hastası olduğunu öğrenen bir kadının bulunduğu zaman diliminden başlayarak geçmişe doğru zihin yolculuğunu ve en nihayetinde derinlerdeki aşkını hatırlamasını konu alıyor. Bir ömürde süren iki mevsim gibi düşünün.
Sahipsiz Mektuplar/ Gülperi, duygusal akışın zirvede yaşandığı bir kitap diyebilirim. Gazeteci bir kızın yolunun kimsesiz bir kadınla kesişmesini ve kadından miras kalan mektupların sahibine ulaştırabilme yolculuğunu konu alıyor. Son kitabımız da Gölgeli Hatıralar, o da yukarıda bahsettiğim gibi bir çay bahçesinde yolları kesişen kişilerin anılarından yola çıkarak ana kahramanımız Bay Z’nin içsel yolculuğunu, kendi anılarını bulmasını anlatıyor.
Birçok farklı türde eser veren üretken bir yazarsınız. İlhamınızı nereden alıyorsunuz?
Öncelikle çok teşekkür ederim. Roman, hikâye, çocuk kitapları, şiir ve deneme türlerinde eserlerimiz mevcut. Üretkenliğin önemli bir husus olduğunu düşünüyorum. Üretkenlik; yenilenmenin, filizlenmenin ve ötelere uzanmanın kaynağıdır. Aslında sınırlarımın nereye kadar uzanacağını da görmek istiyorum. Bu yüzden üretkenliği ve yapılabilecek güzellikleri, atılacak adımları önemsiyorum. İlham… Evet, her sanatçının beslendiği ana kaynak… Gözlerinizi dünyaya her açtığınızda herhangi bir şey size ilham olabiliyor. Yağmurun yağışı, sobadaki odunun ağır ağır yanışı, çileye dönen trafik, bir çocuğun gülümsemesi, bir kadının gözleri, bir erkeğin elindeki alışveriş poşeti ya da bir karıncanın adımları. Siz hiç bir tohumun çatladığını ya da bir kelebeğin kanatlarının rüzgârını hissettiniz mi? İşte ilham öyle bir şey… İç dünyanda çatlaklar açan bir kuvvet… Ben de özellikle tabiattan muazzam bir güç alıyorum. Bir de okuduğum kitaplar, dinlediğim hikâyeler, gördüğüm hayatlar, duyduğum sesler hepsi bir bütün olup kalemimde muhteşem bir zenginlik oluşturuyor diyebilirim.

Aynı zamanda bir eğitimcisiniz. Gençlerle yakın iletişimde olmanın yazarken bir avantajını görüyor musunuz?
Kesinlikle evet. Çünkü gençlik, insan ömrünün en önemli kavşak noktası diyebilirim. Çocukluktan uzaklaşılmamış, yetişkinliğe doğru ise hayallerle köprüler kurulmuş. Yani gençlik bütün duyguların aynı bedende aynı zaman diliminde hüküm sürdüğü bir süreç. Bu bir yazar için de önemli bir olgu diye düşünüyorum. Ve kendimi bu açıdan şanslı hissediyorum. Onlarla yakın iletişimde olmak aynı zamanda dünü hatırlamak yarını keşfetmek demektir. Gençliğin algı ortamındaki kanayan yaralara değinmek ya da duygu devinimlerinin elinden tutmak benim için de önemli. Bu yüzden onlarla yakın iletişimde olmaktan çok mutluyum ve yarınlarımıza dair de umut içindeyim.
Yazar olmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?
Öncelikle somut adım atmaya karar vermeliler. Ben çevremdeki çoğu kişiden “Ben de yazmak istiyorum, aklımda bazı çalışmalar var.” gibi söylemleri zaman zaman duyuyorum. Ve onlara da söylüyorum, harekete geçmek için neyi bekliyorsunuz diye. Fikirler ancak fiiliyata geçerse canlılık kazanır. Bu bağlamda atılacak somut adımlar neler derseniz, öncelikle kendimizi içine gireceğimiz dünyaya göre donatmak diyebilirim. Teknik bilgi olarak kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Bunu sağlayacak oldukça fazla kurslar, teknikler, üniversite eğitimleri mevcut. İçsel yoğunluğumuz oluşmuşsa alınan bu eğitim ve desteklerle içsel yolculuğu kâğıda dökmek zor olmayacaktır. Dosya hazır olduktan sonra onu yayın hayatına kazandırmak için oldukça geniş bir yelpaze zaten onları bekliyor olacak. Benim için asıl önemli kısım içsel yoğunluğun oluşması yani iç dünyalarındaki havuzun dolması. Bu da tamamen kişisel bir gelişim alanıyla alakalı. Okumalar yapmak, gözlemlerde bulunmak, çevremizdeki olaylar ve insan hayatlarıyla empatiler kurmak, yaşanmışlıklar… Bunların hepsi içsel yolculuğumuzu dolduran kaynaklardandır. Bazen insan teknik eğitimler olmadan da bu aktarımı yapabilir… Ve gerçekten bu her ne olursa olsun güzel bir yolculuk. O yüzden yazar olmak isteyen arkadaşım, haydi ne duruyorsun? Bir adım… Ve bir bakacaksın onca yol bitmiş ve eserin ellerin arasında… Üretkenliğinin son haline dair kaygılar taşımana da gerek yok… Merak ediyorsan neler yapabileceğini, başlamadan bunun cevabını da bilemezsen değil mi?
Bundan sonrası için neler hedefliyorsunuz?
Öncelikle değerli okurlarınızla buluşma imkânını bana sunduğunuz için sizlere çok teşekkür ederim. Gerçekten edebiyat benim için büyülü, vazgeçilmez bir dünya. Çalışmalarımıza yenilerini eklemek ve insanların gönül dünyalarına iyilik, güzellik, sevgi, hoşgörü adına tatlı rayihalar bırakmaya devam etmek istiyorum. Ve en büyük hayalim bu çalışmalardan gelecek gelirle yaşadığım bölgede kütüphaneler, okullar açabilmeyi ve nice kimsesiz, ihtiyacı olan çocukları okutabilmeyi hedefliyorum. En büyük hayalim bu yolda inanın bu. Maddi hevesler ile edebiyat dünyasında yola çıkmış biri değilim. Edebiyata gönül verenlerdenim. Ayrıca yazarlık yapmak değil yazar olabilmek için de öğrenmeye devam ediyorum.
Bu hoş sohbetle evlerine ve fikir dünyalarına konuk olma şansı elde etmiş oldum. Her ne kadar sohbetimiz sadece bu sayfadaki yazılar bitene kadar olsa da şunu belirtmek istiyorum, ben de içinizden biriyim. Ondan bu kadar rahat aktı röportaj çünkü karşımda sizler vardınız. Varsa hayalleriniz ertelemeyin ve zorlukların insanı maddi manevi zenginleştirip güçlendirdiğini unutmayın. Zorluklar içinde kulaç açtıkça üretirsin, yeni yollar keşfedersin. Sizlerle sohbet etmekten onur duydum, tekrardan teşekkür ediyorum. Hoşça kalın…
https://www.instagram.com/hyrygzts
*Bu röportaj dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.
Kalemin keskin olsun sayın hocam…. Severek tüm kitaplarını okudum akıcı ve sürükleyici….