Öğr. Gör. Dr. Sabanur Yılmaz ile Sohbet

Scroll down to content

Sizi tanıyabilir miyiz?

1983 yılında Eskişehir’de doğdum. Bilecik’te büyüdüm. İlköğrenimimi Bilecik’te tamamladım. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezunum. Yüksek Lisansımı İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalında yaptım. Tez konum Kadın Dünyası dergisinin edebî bölümleridir. Doktoramı ise Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalında yaptım. Doktora tez konum ise Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Romanlarında İdeolojidir. Sekiz yıl İstanbul’da yaşadım. Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği dergisinde editörlük yaptım. 2011 yılından bu yana Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Türk Dili Bölüm Başkanlığında öğretim görevlisi olarak çalışmaktayım. Seyahat etmeyi, dil öğrenmeyi çok seviyorum.

Neden akademisyenlik?

Üniversiteden mezun olduğumda aklımda başka bir meslek yoktu. Okumayı, araştırmayı ve öğrenmeyi sevdiğim için akademisyenliğin bana en uygun meslek olduğunu düşündüm. Akademisyenlikte her gün yeni bir şey öğreniyorsunuz, gençlerle bir arada olmak sizi genç ve dinamik tutuyor. Sadece öğretmenlik yapmıyorsunuz öğrencilerden de çok şey öğreniyorsunuz. Akademisyenlik zor ama çok keyifli bir yolculuk. İnsanın sürekli kendini yenilemesi gerekiyor. Örneğin her sene ders notlarımı gözden geçiririm, güncellerim.  

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Romanlarında İdeoloji adlı akademik bir eseriniz var. Karaosmanoğlu’nu tercih etme sebebiniz neydi?

Sosyolojiye ilgim var, açık öğretimde ikinci üniversite olarak sosyoloji okuyorum. Türk modernleşmesi konusu da her zaman ilgimi çekmiştir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Türk modernleşmesi konusunda önemli kaynaklardan biri. Karaosmanoğlu’nun eserleri sosyal kronik olarak okunabilecek metinlerdir, yazarın romanları toplumumuzun panoramasını verebilecek genişlikte bir bakış açısıyla yazılmış romanlardır. Şunu da belirtmek gerekir ki Karaosmanoğlu okumak çok kolay bir süreç değildir. Bir altyapı gerektirir. Bu altyapıyı yazarın anılarını ve sosyoloji alanında yaptığım okumalarla sağladım. Eylem Saltık, İbrahim Şahin ve Medine Sivri Hocamın tezimde çok büyük katkıları vardır. 

Edebiyata olan ilginiz nasıl başladı?

Çok klasik bir cevap olacak ama çocukluğumdan beri okumaya ve yazmaya meraklıyımdır. Oyun oynamayı seven bir çocuk olmadım pek. Yaşıtlarım sokakta oyun oynarlarken ben elime çocuk dergileri alır okurdum. O zamanlar Doğan Kardeş, Türkiye Çocuk gibi dergiler vardı. Babam esnaf ve dükkanında dergi de satar, o yüzden dergilere ulaşmam da çok kolay olurdu. Pikniğe gittiğimizde ben elime kitabımı alır okurdum, alışveriş merkezine gittiğimizde hemen kitapların olduğu bölüme yönlenirdim. Annemler de benim seçtiğim kitabı alırlardı. Ömer Seyfettin’in hikâyeleriyle başlayan edebiyat ilgim gittikçe büyüdü, mesleğim hâline geldi.

Yazmak sizin için ne ifade ediyor?

Yazmak çok farklı bir deneyim. Yazarken bambaşka dünyaların kapıları aralanıyor önünüzde. Ben kurgu yazmadım pek, sadece iki tane çocuk hikâyem var. Kendimle baş başa kalıp düşünceleri kafamda evirip çevirmek onları yazıya dökmek bana çok keyifli geliyor. Hem ürettiğim metni elimde tutmak da büyük bir haz veriyor. Galiba beni cezbeden kısmı da ürettiğim metni somut olarak elimde tutabilmek. Mesela Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneğinde çıkardığımız derginin ilk sayısını elime aldığım anı hiç unutmam.

Çocuk edebiyatı alanında çalışıyor, bu alanda derslere giriyor, seminerler veriyorsunuz. Ülkemiz çocuk edebiyatı eserleri üretimi açısından niteliksel olarak nasıl bir yerde duruyor sizce?

Çocuk edebiyatı bizde Tanzimat döneminden sonra gündeme gelen bir konu. Önceleri yetişkinler için yazılan kitaplar sadeleştirilip kısaltılarak çocuklara uygun hâle getirilmiş. Günümüzde çok kaliteli işler yapılıyor. Doğrudan çocukları hedef kitle tayin eden metinler yazılıyor ki olması gereken budur. Çocuk edebiyatı alanında hem dünyada hem de ülkemizde her geçen gün daha nitelikli metinler ortaya çıkıyor. Çocuk edebiyatı yazarlarımız uluslararası alanda bizi temsil ediyorlar, kitapları uluslararası ödüller alıyor. Bu anlamda iyiye doğru bir gidişin olduğunu düşünüyorum.

Çocuklara kitap seçmek en zor işlerden biri oluyor ebeveynler ya da dayılar amcalar teyzeler için. Bir çocuğa kitap alınırken nelere dikkat edilmeli?

Hep söylediğim bir şey vardır: seçtiğiniz kitap dünyanın en iyi kitabı olabilir, ödüller almış ve çok ünlü bir kitap olabilir ama çocuğunuzun ilgisini çekmiyorsa o kitap doğru kitap değildir. Öncelikle çocuğu iyi tanımalı ve onun ilgi alanına uygun kitaplar seçmeliler. Zorla kitap okutturulmaz, öyle bir durumda çocuk kitap okumaktan soğur. Elbette çocuk kitabının niteliğini belirleyen bazı özellikler var. Kapak ilgi çekici olmalı, resimler çocuğun hayal dünyasını geliştirmeli, dili akıcı olmalı, konu çocukların dünyasına uygun olmalı gibi. Çocuk edebiyatında biz üç ilkeyi önemseriz: çocuk gerçekliği, çocuk bakış açısı ve çocuğa görelik. Bir de çocuk kitabının kesinlikle umutsuzluk aşılamaması gerekir.

Yılların bilgi, birikim ve tecrübesiyle bundan sonra sizi bir yazar olarak çok daha aktif ürün verirken görecek miyiz?

Elbette, ben de daha aktif olmayı umuyorum. Aklımda kurgu iki kitap fikri var. Biri çocuklara diğeri yetişkinlere yönelik. Şu an tasarım aşamasındalar, yazıya geçirmeyi hayal ediyorum.

Eklemek istedikleriniz var mı?

Edebiyatla ilgili şunu söyleyeyim: edebiyat sadece hoş vakit geçirilecek bir uğraş değildir. Kitap okumak zaman kaybı değildir. Okumak insanı her alanda geliştirir. Bana vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

https://www.instagram.com/sabanuryilmaz

*Bu röportaj dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.

Bir Cevap Yazın

dostsohbeti.com "Türkiye'nin Röportaj Sitesi" sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin