
Hak, hukuk, adalet, eşitlik, özgürlük, vicdan, ahlak, etik ve dahası. Hepsi bizim insanlar olarak ürettiğimiz elle tutulamayan, gözle görülemeyen kavramlar. Tüm soyut kavramlar gibi varlıkları tartışmalı.
İnsanlığın ilerici birikiminin fazla olduğu yerlerde varlıklarına daha yoğun olarak inanılırken bu gelişimden payını alamayan yerlerde pek inananına rastlanmayan kavramlar.
Hâliyle biraz bile olsa akleden insan sorguluyor. Sorgularının sonucunda da pek iç açıcı, gönül ferahlatıcı bir yere çıkamıyor ve acı gerçekle yüzleşiyor.
Medeniyet düzeyinde fazla ileri gidememiş toplumlar şöyle dursun en gelişmiş toplumların çoğunda bile bu soyut değerler muktedir olanın, gücü elinde tutanın insafında var oluyor. Güç sahibi olan her dönemde insanlığa yön veriyor.
Tayin edilen yönün iyiliği ya da kötülüğü, olumluluğu veya olumsuzluğu yine o kudretli eller ve beyinler tarafından belirleniyor. İnsan bu acı gerçeği tam anlamıyla fark ettiğinde bazı şeyleri daha iyi anlıyor.
Küçük bir çocukken hayalini kurduğu dünyayı değiştirme ihtimalinin imkansız ama kendini, kendi hayatını, sınırlı çevresini ve şansı yaver giderse, niyeti de varsa kısıtlı bir topluluğun yaşamını pozitif anlamda değiştirebileceğinin mümkün olduğunu idrak ediyor.
Tüm bunlar için de elde etmesi gereken ilk şeyin güç olduğunun farkına varıyor. Gücün iyi insanların elinde olduğu bir dünyanın hayalini kurarak güç sahibi olabilmek için çalışıyor.