Psikolog Müge Naz Candemir ile Sohbet

Scroll down to content

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Psikolog Müge Naz Candemir. 2018 yılında Yaşar Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum ve o tarihten bu yana aktif olarak danışan görmekteyim. İzmir Bostanlı’da bulunan ofisimde hem yüz yüze hem de online terapi hizmeti veriyorum.

Çalışma alanlarım arasında anksiyete bozuklukları, panik atak, depresif duygulanım, öz-değer problemleri, ilişkisel zorluklar, duygusal regülasyon güçlükleri ve yaşam geçiş dönemleri bulunuyor. Terapi sürecinde her bireyin yaşam öyküsünü bir bütün olarak ele almayı önemsiyorum; bu nedenle eklektik bir yaklaşım benimsiyorum. Temel olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Şema Terapi ekollerinden yararlanıyor, gerektiğinde Farkındalık Temelli Yaklaşımlar (Mindfulness) ve Çözüm Odaklı Terapi tekniklerini de entegre ediyorum.

Psikolojiyi sadece terapi odasında değil, herkesin günlük yaşamına dokunabilecek bir biçimde ulaşılabilir kılmayı hedefliyorum. Bu nedenle sosyal medyada psikolojiye ve günlük yaşama dair içerikler üretiyor, aynı zamanda Shopier mağazam ‘’Psikoloji Dükkanı’’ üzerinden psikolojik iyi oluşu destekleyen dijital ürünler tasarlayıp paylaşıyorum. Amacım, psikolojiyi daha sade, ulaşılabilir, uygulanabilir ve hayatın içinde bir hale getirebilmek.

Neden psikoloji?

Psikolojiye ilgim, insan zihnini ve duygularını anlamaya duyduğum merakla başladı ama bu merakın temeli aslında kendi yaşantıma dayanıyor. Lise yıllarımda birkaç yıl süren bir panik atak dönemim oldu. O dönemde kalbimin kontrolsüzce atışı, nefesimin daralması ve o tanımlayamadığım yoğun kaygı hissi hayatımın merkezine yerleşmişti. Ne olduğunu bilmediğim bir şeyle baş etmeye çalışırken, insanın kendi zihniyle nasıl mücadele ettiğini gözlemlemeye başladım.

Zamanla anladım ki, aslında en zorlayıcı duygular bile bir anlam taşır; yeter ki onları anlamayı seçelim. Bu farkındalık, psikolojiye yönelmemin ilk adımı oldu. Üniversitede psikoloji okumaya başladığımda, kendi yaşantımda anlamlandıramadığım birçok duygunun ardındaki mekanizmaları öğrenmek hem rahatlatıcı hem de büyüleyiciydi. İnsan zihninin karmaşıklığını gördükçe ona duyduğum saygı daha da arttı.

Bugün mesleğimi icra ederken, o dönem yaşadığım süreç benim için bir zayıflık değil; tersine, bir köprü. Çünkü o yıllarda yaşadıklarım bana insanın içsel kırılganlığını, aynı zamanda da toparlanma gücünü çok yakından öğretti. Şimdi danışanlarımın yaşadığı kaygı, korku ya da çaresizlik duygularına sadece teorik bir bilgiyle değil, içten bir empatiyle yaklaşabiliyorum.

Psikoloji benim için sadece bir meslek değil; kendini tanımanın, anlamanın ve yeniden inşa etmenin yolu. Her danışanla birlikte insan zihninin o iyileşmeye meyilli yanına bir kez daha tanık oluyorum. Ve sanırım beni bu alana bağlayan şey tam da bu: İnsan değişebiliyor, yeter ki biri o değişim yolculuğunda ona ışık tutsun.

Çalışma alanlarınız nelerdir?

Ben ağırlıklı olarak yetişkin bireylerle çalışıyorum. Terapi sürecinde en sık karşılaştığım konular arasında anksiyete bozuklukları, panik atak, depresif duygulanımlar, özgüven problemleri, öz-değer eksikliği, ilişkisel zorluklar, duygusal regülasyon güçlükleri ve yaşam geçiş dönemlerinde yaşanan uyum problemleri yer alıyor. Bununla birlikte son yıllarda tükenmişlik, erteleme davranışı, mükemmeliyetçilik ve kendilik algısı gibi temalar da çok sık karşımıza çıkıyor.

Danışanlarımla çalışırken her bireyin kendine özgü bir hikâyesi ve dinamiği olduğunu göz önünde bulunduruyorum. Bu yüzden terapide eklektik bir yaklaşım benimsiyorum. Temel olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Şema Terapi ekollerinden yararlanıyorum; ancak süreç içinde danışanın ihtiyaçlarına göre Farkındalık Temelli (Mindfulness) Yaklaşımlar, Çözüm Odaklı Terapi ve Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) tekniklerini de entegre ediyorum.

Terapi sürecini yalnızca “sorun çözme” odaklı değil, aynı zamanda kişinin kendini tanıma, duygularını anlama ve yaşamında kalıcı bir değişim yaratma süreci olarak görüyorum. Amacım, danışanların sadece semptomlarını hafifletmek değil, kendi içsel kaynaklarını keşfedip yaşamlarında daha dengeli, farkındalıklı ve doyumlu bir yer kurabilmelerine rehberlik etmek.

Hem online hem yüz yüze seanslar gerçekleştiriyorsunuz. Hangisini kimler tercih etmeli?

Evet, danışanlarımla hem online hem de yüz yüze seanslar yürütüyorum. Aslında iki formatın da kendine özgü avantajları var ve tercih tamamen kişinin yaşam koşullarına, konfor alanına ve ihtiyaçlarına bağlı.

Yüz yüze terapi, özellikle danışanın terapötik ortamla fiziksel olarak temas kurmasının önemli olduğu durumlarda tercih edilebilir. Bazı kişiler için terapi odasında bulunmak, duygularını daha kolay ifade etmelerine veya kendilerini daha “orada” hissetmelerine yardımcı olur. Özellikle yoğun duygusal süreçlerden geçen ya da yüz yüze temasın güven hissini pekiştirdiği danışanlarda bu yöntem oldukça faydalıdır.

Online terapi ise son yıllarda hem erişilebilirlik hem de esneklik açısından büyük kolaylık sağlıyor. Özellikle farklı şehirlerde yaşayan, yoğun iş temposuna sahip ya da fiziksel olarak ofise gelmesi zor olan kişiler için oldukça verimli bir seçenek. Online seanslarda da yüz yüze seanslarla aynı bilimsel yöntemler ve etik ilkeler geçerlidir; dolayısıyla terapinin kalitesi değişmez.

Benim gözlemim şu yönde: önemli olan hangi formatın “daha iyi” olduğu değil, kişinin hangi ortamda kendini daha rahat, güvende ve anlaşılmış hissettiğidir. Terapi süreci en çok bu duygusal güven alanında ilerler. Bu yüzden her danışanımla birlikte, onun için en uygun yöntemi birlikte belirliyoruz.



Herkesin bir psikoloğu olmalı mı?

Bence evet, herkesin bir psikoloğu olmalı — çünkü terapi yalnızca bir sorun yaşandığında başvurulan bir alan değildir.
Birçok kişi terapiyi kriz anlarında aklına getirir ama aslında terapi, insanın kendini daha yakından tanıması, duygularını anlaması ve yaşamında daha sağlıklı ilişkiler kurması için benzersiz bir alan sunar.

Nasıl ki fiziksel sağlığımız için düzenli kontroller yaptırmak önemlidir, ruhsal sağlığımız için de zaman zaman profesyonel bir bakışa başvurmak aynı derecede değerlidir. Hepimizin zaman zaman tıkanabildiği, anlam aradığı, içsel çatışmalar yaşadığı dönemler olur. Terapi bu süreçlerde bir “yardım alma” eyleminden çok, kendine dönme ve farkındalık kazanma sürecidir.

Psikologla çalışmak sadece “sorun çözmek” değil, “kendini tanımak ve hayatı daha bilinçli yaşamak” anlamına gelir. Bu yüzden terapi, yalnızca zor dönemlerde değil, iyi olduğumuz zamanlarda da sürdürülebilir bir içsel dengeyi korumak için oldukça faydalıdır.

Kişinin kendi kendini iyileştirmesi mümkün mü?

Evet, bir insanın kendi kendini iyileştirme potansiyeli vardır — ama bu, her zaman tek başına yapılabilecek bir şey değildir.
İnsanın doğasında iyileşme eğilimi vardır; yaşadığı zorlayıcı deneyimleri anlamlandırma, duygularını düzenleme ve yeniden denge kurma kapasitesi hepimizin içinde bulunur. Ancak bu sürecin ne kadar sağlıklı ve sürdürülebilir olacağı, kişinin farkındalık düzeyine, içsel kaynaklarına ve çevresel desteğine bağlıdır.

Bazı insanlar için içgörü, farkındalık çalışmaları, yazma, meditasyon ya da duygularını paylaşmak bile önemli bir iyileşme süreci başlatabilir. Fakat bazen de kişi neyin neden zorlayıcı geldiğini göremez; orada bir terapistin rehberliği devreye girer. Çünkü dışarıdan gelen profesyonel bir bakış, kişinin kendi göremediği örüntüleri fark etmesine yardımcı olur.

Ben her zaman şunu söylerim: “İyileşme, kişinin kendiyle kurduğu ilişkiyle başlar.”
Terapi ise o ilişkiyi besleyen, yönlendiren ve derinleştiren bir süreçtir. Yani evet, kişi kendi kendine iyileşebilir — ama çoğu zaman bir psikologla çalışmak, o iyileşmeyi daha bilinçli, sistemli ve kalıcı hale getirir.

Size en çok hangi problemlerle başvuruyorlar?

Danışanlarımın büyük bir kısmı kaygı (anksiyete) bozuklukları, panik atak, depresif duygulanımlar ve öz-değer problemleri gibi konularla başvuruyor.
Son yıllarda özellikle yoğun stres, tükenmişlik hissi, mükemmeliyetçilik, erteleme davranışı ve ilişkisel sorunlar da çok sık karşılaştığımız temalar haline geldi.
Modern yaşamın temposu, sürekli bir “yetişme” hali ve duygulara yeterince alan açamama hali, birçok kişide kaygı ve kontrol ihtiyacını artırıyor.

Bunların yanında, son dönemde danışanlarımın önemli bir kısmı artık sadece “sorun yaşadıkları” için değil, kendilerini daha yakından tanımak, sınırlarını fark etmek ve hayatlarını daha bilinçli şekilde yönetmek için de terapiye geliyorlar. Bu da aslında çok sevindirici bir değişim. Çünkü bir önceki soruda da söylediğim gibi terapi, yalnızca bir kriz dönemi müdahalesi değil, aynı zamanda kişisel gelişimin ve ruhsal dayanıklılığın da bir parçası.

Kısacası bana en çok başvurulan konular kaygı, özgüven, ilişkiler ve duygusal regülasyon etrafında yoğunlaşıyor — ama her birinin ortak paydası aynı: kişi, artık “otomatik bir şekilde yaşamak” yerine “kendini anlamayı ve dönüştürmeyi” seçiyor.

Terapiye başlamak isteyen ama bir yandan da çekinceleri olan kişilere neler söylemek istersiniz?

Bu duyguyu çok iyi anlıyorum. Birçok insan terapiye başlama fikrini uzun süre taşır ama ilk adımı atmakta zorlanır. Çünkü terapi, aslında insanın kendiyle karşılaşma sürecidir ve bu her zaman kolay değildir. Kendini açmak, duygularını paylaşmak, bazen uzun süredir bastırdığın şeyleri konuşmak cesaret ister.

Ama şunu söylemek isterim: terapi, korkulacak bir yer değil; aksine, güvenli bir alan. Orada yargılanmazsın, etiketlenmezsin, olduğun haliyle kabul edilirsin. Birçok kişi terapiye ilk geldiğinde “nereden başlayacağımı bile bilmiyorum” der — ve bu çok normaldir. Çünkü terapi zaten “nereden başlayacağını” bulma sürecidir.

Terapiye başlamak, “benimle bir şeyler yolunda gitmiyor” demek değildir.
Tam tersine, “kendimi daha iyi anlamak, daha bilinçli yaşamak ve içsel yüklerimden özgürleşmek istiyorum” demektir. Bazen sadece bir kez bile kendini anlatma fırsatı bulmak, insanın içindeki karmaşayı çözmeye başlar.

Eğer terapiye başlamayı düşünen biriyseniz ama kararsız hissediyorsanız, o çekincenin altında genellikle kontrolü kaybetme korkusu ya da anlaşılmama endişesi yatar. İlk adımı attığınızda göreceksiniz: terapi, kontrolü kaybettiğiniz değil, yeniden kazandığınız bir süreçtir.
Ve belki de en güzeli, bu yolculukta yalnız yürümek zorunda olmadığınızı fark etmektir.

Eklemek istedikleriniz var mı?

Psikoloji, yalnızca bir bilim değil; insanın kendine doğru yaptığı bir yolculuk aslında.
Bazen o yolculukta yönümüzü kaybedebiliyoruz, bazen de yalnız yürümeye çalışıyoruz. Ama ben hep şuna inanıyorum: iyileşme, birinin bizi gerçekten dinlemesiyle başlar. Bir psikolog olarak amacım, insanların kendilerini ifade edebilecekleri güvenli bir alan oluşturmak ve onlara kendi iç seslerini yeniden duyabilme imkânı sunmak.

Bugün terapiye giden, gitmeyi düşünen ya da sadece kendi iç dünyasını anlamaya çalışan herkesin bu çabasını çok kıymetli buluyorum. Çünkü kendini anlamaya çalışmak, cesaretin en sade hâlidir.

mugenazcandemir@gmail.com

https://www.instagram.com/psikologmugenazcandemir

*Bu röportaj dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.

Bir Cevap Yazın

dostsohbeti.com "Türkiye'nin Röportaj Sitesi" sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin