Psikolog ve Oyuncu Öykü Yanmaz ile Sohbet

Scroll down to content

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Psikolog Öykü Yanmaz. İstanbul Gedik Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum ve şu anda aynı üniversitede tezli Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimime devam ediyorum. Akademik yolculuğum boyunca psikolojiyi yalnızca teorik bir disiplin olarak değil; sahada, ekip içinde ve üretim süreçlerinin merkezinde ele alan bir yaklaşım benimsedim. Klinik psikoloji eğitiminin yanı sıra spor psikolojisi, aile danışmanlığı ve çeşitli psikolojik değerlendirme alanlarında aldığım eğitimlerle, farklı ihtiyaçlara temas edebilen çok yönlü bir çalışma zemini oluşturdum. Üniversite sürecimde akademik gelişimin ötesine geçerek büyük ölçekli organizasyonların ve ulusal akademik etkinliklerin planlanması ve yürütülmesi süreçlerinde aktif sorumluluklar üstlendim. Kongreler, zirveler ve çeşitli akademik platformlarda koordinatörlük ve ekip yönetimi görevleri aldım. Aynı zamanda YEŞİLAY Türkiye Bağımlılıkla Mücadele (TBM) Programı kapsamında akran eğitmeni olarak, önleyici ruh sağlığı ve psikoeğitim alanlarında gençlerle birebir temas eden çalışmalar yürüttüm. Psikolojinin yanında tiyatro, hayatımın çok güçlü bir parçası. Uzun yıllardır sahnede olan, üniversite tiyatro kulübünün yönetim kurulu başkanlığını uzun süre yürütmüş ve birçok tiyatro oyununda oyuncu olarak yer almış biriyim. Psikoloji ve tiyatronun kesiştiği projelerde üretmek, sahnede psikopatoloji temelli çalışmalar yapmak ve sanatı bir ifade, temas ve farkındalık alanı olarak kullanmak benim için bilinçli bir tercih. Bununla birlikte akademik ve kurumsal etkinliklerde sunuculuk ve moderasyon yaptım; aynı zamanda “Gelecek Kuşağa” adlı programın yapımcısı ve sunucusu olarak farklı disiplinlerden konuklarla söyleşiler gerçekleştirdim. Klinik psikoloji yüksek lisans eğitimim devam ederken aktif olarak danışanlarla çalışıyorum. Kısaca kendimi; psikolojiyi klinik, sahne, organizasyon ve toplumla temas eden alanlarda birlikte düşünen, disiplinlerarası üretimi önemseyen ve sorumluluk almaktan çekinmeyen çok yönlü bir yolculuğun içinde konumlandırıyorum.

Neden psikoloji?

Psikolojiye yönelmemin çıkış noktası, oyunculukla kurduğum ilişkiydi. Uzun yıllardır tiyatroyla iç içe olan biri olarak, bir karakteri sahici biçimde canlandırabilmenin yalnızca metni öğrenmekle değil; insanın iç dünyasını, çelişkilerini ve motivasyonlarını anlamakla mümkün olduğunu fark ettim. Bu farkındalık zamanla, sahnedeki karakterlerin ötesinde gerçek insanlara yönelen bir meraka dönüştü. Zamanla ilgim, insanların yalnızca ne yaptıklarından çok neden o şekilde davrandıklarını, yaşantılarının, ilişkilerinin ve duygusal süreçlerinin davranışlara nasıl yansıdığını anlamaya evrildi. Psikolojiye yönelmemin temel nedeni, insanın iç dünyasını gerçekten merak etmem ve bu merakı bilimsel bir zeminde derinleştirme isteğim oldu. Bu süreçte psikoloji, benim için yalnızca bir ilgi alanı değil; insanlara yalnızca dinlendiklerini değil, anlaşıldıklarını da hissedebilecekleri bir alanda çalışma imkânı sunan bir meslek haline geldi. Aldığım eğitimler ve uygulama deneyimleriyle psikolojiyi; etik sorumluluk, empati ve sürekli gelişim gerektiren bir alan olarak benimsedim. Bugün psikolojiyi, insanın iyileşme ve gelişim yolculuğuna bilinçli ve sorumlu bir biçimde eşlik ettiğim bir meslek olarak görüyorum.

Çalışma alanlarınız nelerdir?

Çalışma alanlarımı, klinik psikoloji yüksek lisans eğitimim, ilgi duyduğum uzmanlık başlıkları ve sahada temas ettiğim farklı gruplar doğrultusunda şekillendiriyorum. Klinik çalışmalarımda ağırlıklı olarak yetişkinlerle ve gençlerle bireysel psikoterapi süreci yürütürken; duygusal düzenleme, kaygı, ilişki sorunları, benlik algısı ve yaşam döngüsü içindeki uyum güçlükleri üzerine çalışıyorum. Bununla birlikte çocuk, ergen ve gençlerle çalışmaya yönelik akademik ve uygulamalı süreçlere özel bir ilgim var. Gelişimsel dönemleri merkeze alan bir bakış açısıyla bu yaş gruplarına yönelik koruyucu ve önleyici ruh sağlığı çalışmalarını önemsiyorum. Spor psikolojisi, çalışma alanlarım içinde önemli bir yer tutuyor. Performans kaygısı, motivasyon, odaklanma ve psikolojik dayanıklılık gibi başlıklarda çalışmayı; bireyin potansiyelini psikolojik açıdan destekleyen bir alan olarak görüyorum. Psikoloji alanındaki çalışmalarımı yalnızca terapi odasıyla sınırlamıyor; tiyatro, sahne ve üretim alanlarıyla kesişen projelerde psikolojik bakış açısını merkeze alarak yer alıyorum. Psikopatoloji temelli sahne çalışmaları, psikoloji ve sanatın birlikte üretim yapabildiği alanlar ve toplumsal farkındalık odaklı projeler, çalışma alanlarımın önemli bir parçasını oluşturuyor. Genel olarak klinik psikoloji temelinde ilerleyen; bireyi, sahneyi ve toplumu birlikte düşünen çok katmanlı bir çalışma alanı içinde üretmeye devam ediyorum.

Herkesin bir psikoloğu olması gerektiğine inanıyor musunuz?

Bu soruya kesin bir “evet” ya da “hayır” demektense, psikoloğun hayatımızdaki yerini nasıl konumlandırdığımızın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Herkesin yaşamında zorlanmalar, kırılmalar ve tekrar eden duygusal döngüler olabilir; ancak bu, herkesin sürekli olarak bir psikoloğu olması gerektiği anlamına gelmez. Psikolojik destek, yalnızca kriz anlarında başvurulan bir alan değil; ihtiyaç duyulduğunda, kişinin kendini tanıma, ilişkilerini ve duygusal süreçlerini anlama yolculuğunda önemli bir destek mekanizmasıdır. Bilimsel yaklaşım da psikoterapiyi bir zorunluluktan ziyade, bireysel ihtiyaç, gönüllülük ve hazır oluş temelinde ele alır. Bu nedenle herkesin mutlaka bir psikoloğu olmalı demektense; herkesin hayatının bir döneminde psikolojik desteğe ihtiyaç duyabileceğini kabul etmenin daha gerçekçi ve kapsayıcı olduğunu düşünüyorum. Ruh sağlığına gösterilen özenin normalleşmesi, destek almanın bir “zayıflık” değil, bilinçli bir ihtiyaç olarak görülmesi toplumsal açıdan çok daha dönüştürücü bir bakış açısı sunuyor.

Oyunculuk da yapıyorsunuz. Her iki mesleği de icra ederken diğerinin katkısını görüyor musunuz?

Evet, her iki alanın da birbirini çok beslediğini net bir şekilde söyleyebilirim. Oyunculuk, insanın duygusal dünyasına, içsel çatışmalarına ve ilişkisel dinamiklerine yakından bakmayı gerektiriyor. Psikoloji ise bu gözlemi sezgisel düzeyden alıp, kuramsal ve bilimsel bir zemine oturtmamı sağlıyor. Bu yaklaşım, hem sahnede hem klinik alanda daha derinlikli bir anlayış geliştirmeme katkı sunuyor. Psikoloji alanındaki birikimimle, sahnede bir karakteri canlandırırken onun yalnızca ne yaptığını değil; neden öyle davrandığını, hangi içsel ihtiyaçlardan ve geçmiş yaşantılardan beslendiğini daha net okuyabiliyorum. Oyunculuk tarafı ise psikoloji pratiğimde empati ve duyusal farkındalığıma katkı sunan bir deneyim alanı olarak yer alıyor; ancak klinik çalışmalarda temel referansım her zaman bilimsel çerçeve ve mesleki etik oluyor. Her iki alanda da insanla çalışıyorum; biri sahnede, diğeri terapi odasında. Bu nedenle psikoloji ve oyunculuk benim için ayrı iki kimlikten ziyade, insanı anlamaya yönelik aynı yolun farklı ifade biçimleri gibi. Birini diğerinin önüne koymadan, ikisini de birbirini destekleyen ve derinleştiren alanlar olarak birlikte taşımaya çalışıyorum.

Sahnede olmak sizin için ne ifade ediyor?

Sahnede olmak benim için yalnızca bir performans alanı değil; insanı, ilişkiyi ve duyguyu en çıplak hâliyle gözlemleyebildiğim bir karşılaşma alanı. Sahnede olmak, anda kalmayı, dinlemeyi ve tepki vermeyi gerektiriyor; bu da beni hem oyuncu hem insan olarak diri tutuyor. Sahne aynı zamanda disiplin, sorumluluk ve kolektif üretim demek. Bir oyunun ortaya çıkması, yalnızca bireysel yetenekle değil; ekip çalışması, güven ve ortak emekle mümkün oluyor. Bu süreçler benim için üretmenin ve birlikte var olmanın ne anlama geldiğini sürekli yeniden hatırlatan alanlar. Psikolojiyle iç içe ilerleyen bir yolculukta sahne, duyguların ve hikâyelerin bedensel ve sözel olarak ifade bulduğu bir alan hâline geliyor. Bu nedenle benim için sahnede olmak, deyim yerindeyse yerden 70 metre yükseğe çıkarak bir şeyler anlatmaya çalışmak; aynı zamanda insanı, onun çelişkilerini ve dönüşüm potansiyelini görünür kılabilmenin bir yolu.

Geleceğe dair nasıl bir yolculuk hayal ediyorsunuz?

Yaptığım işi, merkezinde insanın olduğu; her alanı kendi etik sınırları ve sorumlulukları içinde sürdürdüğüm bir mesleki yolculuk olarak tanımlıyorum. Klinik psikoloji alanında, bilimsel temeli güçlü, etik ilkelere duyarlı ve mesleki gelişimini sürdüren bir klinisyen olarak ilerlemek benim için temel bir hedef. Danışanla kurulan ilişkinin güven, gizlilik ve sınır üzerine inşa edildiğinin bilinciyle; bu alanı her zaman kendi çerçevesi içinde ve ciddiyetle taşımayı önemsiyorum. Oyunculuk ise benim için ayrı bir bağlamda, üretim ve anlatı alanı olarak varlığını sürdürüyor. Metni, karakteri ve insan hikâyesini önemseyen projelerde; sürecin disiplinini ve kolektif yapısını gözeterek üretmeye devam ediyorum. Oyunculuğu psikolojiyle karıştıran değil; insanı anlamaya yönelik birikimimi sahnede ve kamera önünde bilinçli bir derinlik olarak taşıyan bir çizgide ilerlemeyi önemsiyorum. Uzun vadede ise psikoloji ve sanatın, kendi sınırlarını koruyarak bir arada düşünebildiği üretim alanlarında yer almak; toplumsal farkındalık, anlatı ve insan deneyimini odağına alan projelerde sorumluluk almak istiyorum. Kısaca, insanla temas eden bu iki alanı birbirinin yerine koymadan; her birini kendi etik zemini içinde, özenle ve süreklilikle sürdürmeyi önemsiyorum.

Eklemek istedikleriniz var mı?

Şuna inanıyorum: Her yol özeldir, güzeldir ve bambaşkadır. Bir başkasının yoluna bakarak kendi sürecini tanımlamaya çalışmak çoğu zaman insanı kendi merkezinden uzaklaştırır. Asıl mesele hız ya da varılan yer değil; yürürken kim olduğunla temas hâlinde kalabilmektir. Yol bazen sade, bazen karmaşık olabilir; yön değiştirir, durur, yeniden başlar. Ama eğer sana aitse, seni dönüştürür ve öğretir. Bu yüzden kendi sürecine güvenmek, acele etmeden yürümeyi kabul edebilmek benim için çok kıymetli. Kendime mesken edindiğim bir sözüm var; belki sizlere de ilham olabilir: Kimsenin çizdiği yoldan her zaman ilerlemeye gerek yok. Gerekirse kendi yolumu kendim çizerim. Çizdiğim yolda da bir iz bırakır; o izin bana öğrettikleriyle yürümeye, üretmeye ve temas etmeye devam ederim. Her adımda kendi izimi bırakmayı önemsiyorum.

pskoykuyanmaz@gmail.com

https://www.instagram.com/psikologoykuyanmaz

*Bu röportaj dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.

Bir Cevap Yazın

dostsohbeti.com "Türkiye'nin Röportaj Sitesi" sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin