
Ulus devlet döneminin kapandığı uzun zamandır konuşulup tartışılıyor. İlgilenenler, takip edenler fikrî düzeyde bu tartışmaları çokça yapıyor.
Gelmekte olan mutlaka gelir fikrindeyim. Bugün olur, yarın olur, ertesi gün olur ama gelmekte olan mutlaka gelir. Mesele onu nasıl karşılayacağınız.
Başka ülkeleri o kadar bilmem ama hem yakın ve uzak ülke tarihimize baktığımda hem de kendimi bildiğim yirmi-yirmi beş yılda mevcut sistemin vatandaşına hakkı olan refahı vermediğini, adalet duygusunu da her daim zedelediğini görüyorum.
Ara ara istisnai dönemler yaşanmış olsa da istikrarlı bir refah ve adaleti bu ülke insanı pek görememiş. Bunun şüphesiz en büyük sorumlusu idarecilerdir. Bizim, bizi adaletle yönetmesi ve genel refahı arttırması için seçtiğimiz idareciler.
Yani sorun sistemde ya da tek başına sistemde değil. Kuralla, kaideyle, ehliyetle, liyakatla, adaletle, hukukla idare edilen ulus devletler de vatandaşlarına gayet refah sunabilirler. Sunmuşlardır da. Örnekleri vardır.
Değişimin, dönüşümün önünde durulmaz. Hiçbir zaman o kafada olmadım. Yeter ki iyiye gitsin. Yeter ki insan onurunu, şerefini, haysiyetini yükseltsin. Bireyselliği, özgürlüğü, çağdaş düşünceyi yeşertsin yeter ki. Gerisi çok da önemli değil.
Bireyin istediği gibi olamadığı, fikrini ifade edemediği, kendini gerçekleştirmesine fırsat verilmediği yerde cumhuriyet olsa ne olur imparatorluk olsa ne olur.
Her şeyin başında insan kalitesi vardır. Mühim olan odur. O ne kadar yükselirse, onu ne kadar yükseltebilirsek güzel günler o kadar yakındır. Gerisi teferruattır.