Ot, Kafa, Bavul, Kafka Okur, İzdiham ve dahası.. Birbiriyle aynı kategoride değerlendirilebilecek pek çok dergi varken Kıyı’Da’yı çıkardınız. Kıyı’Da’nın farkı ne? Ya da bir farklılık iddiası var mı?

Öncelikle merhabalar, ilginiz ve meraklarınız için teşekkür ediyorum. Kıyı’Da kendi çizgisini oluşturmaya çalışan bir dergi aslında. Şöyle açıklayacak olursam, saydığınız dergilerle ve yol güzergahlarıyla kendi düşünce ve izlediğimiz yol güzergahını aynı görmüyorum. Kıyı’Da genç kalemlerin alt temelinde ve yapı taşında oluştuğu (ki çoğu dergi ve mecralarda bu sayının o dergilerce ne kadar az yeri olduğu aşikar) ve günümüz popülerleşmesine karşı olarak seçtiğimiz değerli kalemlerimizin başımızda, öncülüğümüzde olduğu bir güzergah izinde. Bir yürek yolculuğu olarak benimsiyorum hatta ben. Edebiyat, kültür, sanat, müzik aklınıza gelecek her kulvar, her bilgi, her kendi alanında devleşmiş ismi, değeri, görünmeyen, üstünde durulmayan kimi zaman, es geçilen her bir öze yer vermeye çalışıyorum. Bu çok büyük bir fark ve yol aslına bakarsanız. Gündemde olmak, kişilerle zirveye çıkmak, reklamlarla oynamak, isim kovalamak, takipçi arayışına girmek, yoldan sapmak gibi kavramlar gözümün önünde değil, bu bir laf atma, eleştirme de değil tamemen kendi çıkarımsal izlenimim.

Dergiyi çıkarmaya kesin olarak karar verdiğiniz bir an var mı peki? Varsa bu anı hatırlıyor musunuz? Yoksa belli bir süreçte kendiliğinden mi gelişti?

Çok iyi bir okuyucu, eleştiriciyim bu açıdan. Dergi çıkarayım diye bir hayalim yoktu, yani bu hayalimin adı dergicilik değildi aslında. Okuduğunuz ve ardında kalan duyguda eksikleri çoğaltıyorsak veya gördükleriniz size tekrarı yansıtıyorsa, görülecek, değinilecek şeyler kafanızda keşke diye yer ediyorsa, orada bir tırmanış, bir sebep doğuruyor. Kendi kalemimde şiir hep vardı benim, kendi satırlarımla oluşturduğum kitabım bana öncülük oldu. Cesaretime adım oldu, bu kadar büyük çaplı bir kıyı uzantısı düşünmüyordum ne yalan söyleyeyim ama hayalimin doğruluğu, seçtiğim ve yüreğine güvendiğim insanların adımlarıma ha gayret oluşlarıyla oluşturdum her bir sayfasını, kıyısını, yürek ucunu dergimin… Öyle eksikler vardı ki kafamda fikir alışverişleriyle, toparlamalarıyla, heyecanımı paylaşarak seçtiğim kendim gibi genç kalemlerle görüşmelerle 3-4 ayda kararları oturttum. Bir ayda çıkacak kadar az ögem de olmadı, 64 sayfa derinliğinde, her bir yürek ucundan bir parçayla, bir kısımla, iki ayda bir olmasına da bu şekilde karar verdim anlayacağınız. Bir sayfa çıkarsam eksik kalacaktı, dokunamadım. Zamanı genişletmek dolu dolu bir okuma sağlamak oldu benim için okuyucularımıza.

Geçtiğimiz sekiz sayılık süreçte sizi çok mutlu eden ya da üzen durumlar oldu mu?

Olmaz mı… Tökezlediğim, korktuğum, nasıl olacak ile başlayan cümlelerle hayretlerim, umut kırılmalarım, serzenişlerim, insanlara şaşkınlıklarım.. çok oldu bunlar. Bir işe giriştiğinizde aslında çok şeye de kucak açmış oluyorsunuz ki yayıncılık çok daha farklı. Her şeyin temelinde, koşuşturmasında olmak apayrı da yorucu. Yorgunluğum heyecanımı asla yenemedi en güzel yanı da bu oldu, her sayıya koşarak gidip alıyorum mesela, ilk ben dokunuyorum, kokluyorum kağıt kokusunu bu mutluluğu nasıl anlatırım bilemiyorum. Olumsuzların her zaman bir öğretisi olduğuna inanmışımdır. Tökezlemelerim şu anda bu özgüvenli konuşmaları yaptırıyor bana, basit ve bilgisiz konuştuğum alanlarda bilgilendiğime, hatta yol gösterir gibi ders verdiğim anlarım bile oldu bu süreçte. İnsanlarla diyaloglarımda, heyecanlarımda, her bir anda olumlu bir şeyleri kendime kattığına hep denk geldim. İlk üç sayıda dağıtımımız yanlış insanlarla girdiğim diyalog daha doğrusu yanlış insanlara inanmamla çok iyi gerçekleşemedi maalesef. Bu dergimiz için kötü bir başlangıçtı,
o zaman güzel gözüken şu an gözümde yanlış adım olabiliyor işte. Öğreniyorsun çokça. Sonrasında derginin iyice derinden ve ulaşılabilirliğiyle yeri ve konumu sağlamlaştı. Tecrübe ön ayak oldu sonraki adıma. Bunun gibi çokça şeyle karşı karşıya geldim.

Kıyı’Da’yı çıkarırken sizi en çok zorlayan şey nedir?

Uzunca düşündüm bu soruyu aslında. Severek ve umutla yaptığım, uğraştığım, evladım diye derinleştirdiğim bir kıyı’nın ürünü. Zoru olarak sadece insanlar olabilir sanırım. Hep bir gözünüzün arkada olması, her zaman bir yerde eliniz ve kolunuzun olması gerekiyor diyebilirim derginin işleyişi için. Bu da bir zorluk değil de tadındaki tuzu diyelim.

Kıyı’Da kendi okurunu yarattı mı? Hem okur ilgisi hem de tiraj olarak istediğiniz yerde misiniz?

Yarattığına inanıyorum, ama daha da çok ilişmesi gereken kıyı da var, biliyorum. Her sayımızda daha da çok yürekle tanışıyoruz, uzantımızı genişletiyoruz bu benim isteyeceğim dergim için en önemli şey. Bulunduğumuz yoldan ve güzarhımızdan memnunuz şimdilik.

Dergide her ay Mezar Sohbetleri bölümünü hazırlıyorsunuz. Bu fikir nasıl ortaya çıktı ve yazılara gelen tepkiler nasıl?

Her zaman şairlerle, yazarlarla okurken veya sonrasında bende kalan duygusuyla sorularımla kalırım. Şiir de böyle bir duygu zaten. O kadar doluydum ki onlarla, onların hisleriyle bana bıraktıklarıyla, meraklarımla. Böyle bir fikri hep barındırıyordum aslında, yansıtmam için de bir adım oldu Kıyı’da. Derinleştik iyice bu tamlamayla; Mezar Sohbetleri. Mezarın ayak ucundan içinde olan kişi kimin geldiğini görürmüş. Önce ayak ucundan selam verip sonra içten içten konusurken buldum kendimi. Güzel de bir bütün oluşturdu bence okuyucuda, onu kapsadı, hissi karşı tarafa geçti. Güzel geri dönüşler alıyorum, kendim de seve seve gidiyorum zaten sorularımı sormaya, tanışmaya… Komik tepkiler gelir belki diyordum ama denk de gelmedim, samimi diye kondukça yorumlar daha da körüklendim, motive edici oldu geri dönüşler bu açıdan. Yapılmış bir şey de değil, bu kısmı oluşturmadan araştırdım uzunca, tamlaması bile yan yana gelmemiş, ben hayat vermiş, değerlendirmiş oldum işte. Güzel bir sohbet, ve geriye güzel de bir birikim olacak.

Günümüzde birçok insanın yapmaya çalışıp da yapamadığını yapıyorsunuz. Tutkuyla, azimle ve inatla hayalinizin peşinden gidiyorsunuz. Yapmak isteyip de yapamayanlara, adım atmak isteyip de atamayanlara ne önerirsiniz?

Teşekkür ederim böyle düşündüğünüz, böyle değerlendirdiğiniz için. İnadınızı umudunuza bağlamalarını ve cesaretlerini körüklemelerini öneririm sanırım. Ben dergi düşüncemi ilk paylaştığımda yapamazsın, girme bence, olmaz, yapamazsın, diyenlerle yürüdüm ilk adımlarımı. Yapamazsam da kendim görmeli, bunu da böyle öğrenmeliydim. Sonradan yapamazsın diyenlerin iş teklifleri gelir oluyor. İnancınız, ‘bu kız gözü kara’ yapar kesin diye dönüyor size. Zor bir iş bunu asla inkar etmem, her parçanız bir yerde oluyor. Ama heyecanım, direncim, umudum olmazsa ben de yapamazdım. Bunun yitirilmemesi önemli.

İnterneti ve sosyal medyayı bu kadar içselleştirdiğimiz, telefonlarımızın artık bir organımız haline geldiği bu zamanları düşünerek bakacak olduğunuzda matbu yayıncılığın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Hala daha benim gibi kağıt kokusunu seven, elinde tutup heyecanla biriktiren, kitaplarını, dergilerini koleksiyonlayan insanlar olduğunu düşünürek kendimi umutsuzluğa atmamak adına avutuyorum. İnancım o insanların az da olsa tükenmeyecekleri ama, fazla olan diğer kısım var olduğu sürece de eksilmeye zorunda kalacağımız zamanlarımız olacak. Her şey gitgide çıkmaza giriyor maalesef, fiyatlar, dağıtımlar, geri dönüşümlerin zorluğu ve dahası.. yolumuz bir yerde tıkanacak maalesef, çok kötü yetişen bir neslin eline düşeceğiz bir gün ama bugün, yarın değil…

Bireysel olarak ya da dergiyle kurumsal olarak varmak istediğiniz bir yer var mı yoksa süreçten keyif alanlardan mısınız?

Planlı olarak, sürecin de keyfini çıkartanlardanım. Yeni sayımı elime aldığımda inanın aynı gün diğer sayıyı canlandırıyorum gözümde ben. O anda canlanıyor herşey. Planı çıkıyor krokilerle zihnimde. Tüm değerleri bir kalkan bileyeyim dergimize, yansıtalım, öğrenelim, başka varmak istediğim durak yok.

Bu söyleşiyi sevdiğiniz bir şiirle bitirelim mi?

Seve seve. Tekrardan çok teşekkür ederim.
Size Ümit Yaşar Oğuzcan’dan Bilir Misin şiirini bırakayım. En sevdiğim şairden, en özel şiirim..


BİLİR MİSİN

Tam sınırdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin? Nöbetçiler ha gördü, ha görecek
Parmaklarının ucu dikenli tellere değdi değecek… Ama… Bir adım daha atamazsın.
Uzanıp tutamazsın;
Göz pınarlarında donup kalır hayallerin
Planların, kaçışın, kurtuluşun
Ve deler sevgi dolu yüreğini
Sevgi bilmeyen bir kurşun.
Bir okyanus da boğulmak nedir bilir misin?
Batan bir gemiye el sallayamamak,
Oturup ağlayamamak,
Birkaç kulaç ötedeki
Bir tahta parçasını tutamamak,
Nedir bilir misin?
Sevmek nedir bilir misin?
Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır
Bütün benliğini sarar, ısıtır.
Her gülüşte yeniden doğarsın
Ve bin kere ölürsün her iç çekişte
Nasıl anlatsam bilmem ki.
Yani “sevmek” işte.
Duymak nedir bilir misin? Duymak, ama anlatamamak
Çemberini kıramamak kelimelerin.
Tam dilinin ucuna gelmişken söyleyememek “Seviyorum” diyememek
Yani ölümü yaşamak nedir bilir misin?

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

*Bu söyleşi dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.

One Reply to “Cemre Kılıç ile Sohbet”

Bir Cevap Yazın

dostsohbeti.com "Türkiye'nin Röportaj Sitesi" sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin