Muhtar Erhan Gülmüş ile Sohbet

Scroll down to content

Neden muhtarlık yapıyorsunuz?

Muhtarlıkların genelde kalıplaşmış, bilindik bir muhtarlık vizyonları var. Girdiğinizde muhtarlığa Emre Bey, yaşlı bir amca ile karşılacağınızı beklersiniz, yaşlı bir insanla. Muhtarlık kavramının gençleşmesini istedim. Ve koltuk sevdası diye bir kavram vardı bizde. Mesela bizim muhtarımız otuz yıl, altı dönemdir muhtardı. Ve artık bu koltuk sevdası olayının bitmesini istedim. Yani makama oturan kalkmıyor. Muhtarlıkta da genelde baktığım kadarıyla, gözlemlediğim kadarıyla böyle. İnanır mısınız Kartal’da ve İstanbul genelinde benim çok büyük etkinliğim olduğuna inanıyorum. Birçok muhtarlık değişti. Yaşlı muhtarların artık yerlerini gençlere bırakmaları gerektiğini düşünüyorum. Ülkenin idarecilik potansiyelinde gençlerin olmasını istiyorum. Bu yüzden de gençliğin önünün bu hedefle açılabilmesi adına muhtarlığın benim için bir basamak olduğunu düşündüm. İkinci dönemde de muhtarım. Bir dahaki dönem yapar mıyım, yaşımın müsaitlik durumuna bağlı ama dediğim gibi bir makamda en fazla üç dönemden fazla durmamak gerek diye düşünüyorum.

Geziler düzenliyorsunuz, stand-up yapıyorsunuz, yarışmalar organize ediyorsunuz. Sıra dışı bir profil çiziyorsunuz.

Şimdi sıra dışılık kavramı günümüzde şöyle olsa gerek. Aslında sıra dışı kavramına bilinmeyen bir noktadan yaklaşıyoruz. Sıra dışılık ayda ben on, on beş bin lira para kazanırken muhtarlığın dokuz yüz lira olduğu dönemde, Bağ-Kur’u da kendi cebimden ödeyerek, ayda bana kalan üç yüz dört yüz lira bir para için ayda on, on beş bin lira gibi bir parayı bırakmam bana kalırsa. Kim bu parayı bırakır? Ben parayı bırakıp bu mesleğe geldim. Çünkü neden? İnsanlara hizmet edebilmek için. Bir mühre ihtiyacım var mıydı ya da bir makama ihtiyacım var mıydı? Görüyorsunuz makamda da oturmuyorum. Makamda yerim de yok. İnsanlara hizmet edebilmek için evet bir isme ihtiyaç var. Çünkü niye? Kapıları açabilmek için bir kimliğe ihtiyaç var. Ne yazık ki toplum olarak kimliğe önem veriyoruz. Aslında sıra dışılık buradan yaklaşırsanız, ilk kez de size bir açıklamam olsun bu, yani bir maddiyatı parayı kim bırakır? İnsanlığa hizmet edeceğim diye biz parayı bırakıp bir göreve başladık. Ve bu görevde de inanır mısınız şu an altıncı yılımdayım. Bir buçuk milyon liraya yakın parayla insanlara etkinlik yapmışız. İnsanlara bir şeyler kazandırmaya çalışmışız. İnsanlara hediye dağıtmışız. Bu tür etkinlikler yaptık. Birleştirici rol oynamak lazım. Bakın bugün günümüzdeki en büyük sıkıntılardan bir tanesi komşuculuğun olmamasından kaynaklanıyor. Biz birbirimize komşulukta en üst noktada olursak, birbirimizle hal hatırlaşırsak, birbirimizin eksikliklerini tamamlarsak, kimsenin kimseye ihtiyacının kalmadığı günleri yaratırsak, birlikteliğe önem verirsek.. Benim de buna bir faydam olur mu diye, komşuculuğu ilerletebilir miyim, insanlığa hizmeti ilerletebilir miyim düşüncesiyle çıktığım bir yol. Mutluyum açıkçası.

Birçok iyilik hareketinde, yardımlarda da bulunuyorsunuz. Sizi en çok duygulandıran anı sorsam..

Birçok duygulandıran ana şahit olduk. Ve birçoğunda da ilklere imza attık. Bir Anneler Günü etkinliği düzenlemiştik. Burada da Yılın Annesi’ni seçecektik. Tek bir şartım vardı, o da kazanan kişinin evladı olan bir anne olmasıydı. Çünkü otuz yaşında çocuğu olmayan ve bilet alan kadınlar da vardı. O zamanki belediye başkan yardımcılarımızdan Hüsnü Yeşilyurt Beyefendi de gelmişti. Kartal Belediye Başkanı’mız Gökhan Yüksel de vardı. O zaman Meclis Üyesi sıfatıyla katılmıştı. Kurayı çektik. 70-80 yaşlarında bir teyzemize çıktı. Allah’ım dedim sana şükürler olsun! Çünkü anne olmayan birine çıksaydı itiraz edecektim. Neyse annemizin yanına geldik, ödülünü takdim edeceğiz. Annemiz “Ben bu hediyeyi alamam.” dedi. Teyzemize sorduk “Neden alamazsın? Sana çıktı.” diye. “Ben hiç anne olmadım.” dedi. Teyzemiz hiç anne olmamış. Ve salon bir anda sustu. Göz yaşları sel oldu. Biz bu hediyeyi sana vereceğiz dedik. O da “İlk kez bir Anneler Günü hediyesi almış oldum.” dedi. O andaki göz yaşlarını görmeniz lazımdı. Beni en çok duygulandıran anlardandır. Yine Babalar Günü etkinliği yaptık. Yılın Babası da annesini kaybettiği çocuğunu tek başına büyüten bir babaydı. Bu babanın kızıyla birlikte mücadelesi, onun vermiş olduğu savaş etkilemişti beni. Gerçekten çok zor bir şey annesiz bir çocuk büyütmek. O yüzden de annesiz çocuk büyüten babaları tebrik ediyorum ben. Bu da beni ayrıca duygulandırıyor.

Ben muhtarların yetkilerinin artırılması ve şartlarının iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, bana katılıyor musunuz?

Şimdi Türkiye’nin bir numaralı makamı kim? Cumhurbaşkanımız. Cumhurbaşkanımız diyor ki “Muhtarımı üzeni ben de üzerim. Muhtarımı mutlu edeni ben de mutlu ederim.” Demek ki Cumhurbaşkanımız muhtarların vazifesinin önemini görüyor ki böyle bir demeç veriyor. Biz sadece bu cümlenin lafta kalmamasını istiyoruz. “Seçilmişi atanmışa ezdirmem.” cümlesi gerçek olursa bunlar bize yeterli olacaktır. Diğer taraftan nedir? Maddi imkansızlıklarımız var. Muhtarım dediğiniz zaman sanki dünyaları kazanıyormuşsunuz gibi bir algı oluşuyor insanların kafasında. Siz de buradaydınız, geleni gideni gördünüz. Maddi geliri kötü insanlar gelip gidiyor. Engelli arkadaşımız geldi, bir vatandaşımız trafik cezasına isyan için geldi, birisi farklı bir şey için gelmiş. Hep böyle sıkıntısı olan insanlar geliyor. Muhtarın aslında önemi çok büyük. Bunu belediye başkanlıklarında kavramayan yerler var. Sizin sorunuza geldiğimizde Cumhurbaşkanımız demiyor mu muhtarımı üzeni ben de üzerim diye. Seçilmişi atanmışa ezdirmeyeceğim diyor. Üzen belediyeleri de deşifre edeceğim diyor. Burada bir yanlış anlaşılma var. Cumhurbaşkanımız böyle söylüyor ama bu yasalaşmadığı için sizin de belirttiğiniz gibi bir durum söz konusu. Muhtarlar zaten gönüllüdür, maaşına bakmaksızın muhtarlık yapıyorlar. Ve ben bu yüzden de elli iki bin muhtarı tebrik ediyorum. Gerçekten kıt kanaat geçinerek, maddi bir menfaatleri olmaksızın bu işi yapıyorlar. Emekli olup muhtarlık yapanlara karşıyım çünkü neden bir genç o vazifeyi sizden daha iyi yapacaktır. Yapamasa bile en azından sizin yaptığınız kadar yapacaktır. Ama o gencin en azından bir işi olur, evine bir maaş girer, sigortası yatar. Sen zaten emekli olmuşsun. Burada dediğim gibi Cumhurbaşkanımız sadece “Muhtarımı üzeni ben de üzerim.” cümlesinin arkasında daha çok durabilirse, hangi kurum muhtarları üzüyor hangi kurum üzmüyor ilgili bakanları takibini yapabilirlerse muhtarlar görevlerini daha layıkıyla yapabileceklerdir diye düşünüyorum.

Varmak istediğiniz bir hedefiniz var mı yoksa süreçten zevk alanlardan mısınız?

Hedefsiz kimse istikrarsızdır. Hedef olmalı. Hedefi de vatandaşlar kendi gözlemleri ve değerlendirmeleriyle belirleyeceklerdir. Sonuçta sizi üste çıkaran vatandaşlardır. Ama ne yazık ki ülkemizde ters giden bir şeyler var. Belki Atatürk o şartlarda bugünü görmüş olsaydı inanın tek partili sistemi farklı bir kanunla değiştirirdi. Çünkü neden? Biz halk olarak vatandaşı seçmiyoruz. Halk olarak seçmiş olsaydık bugün ben hedeflerime çok yakındım. Neden? Arkamda bir kitle var. Sizi yukarıdaki parti liderleri seçtiği için hiçbirimiz hedefimize kolayca ulaşamayız. Hedeften çok uzağım, başta bunu söyleyeyim. Hedefimiz ne olabilir? Milletvekili adaylığı söz konusu olabilir. Ya da ileride belediye başkan yardımcılığı olabilir. Ve bunu birçok kişi söylüyor. “Erhan burada olmamalısın. Senin çok daha iyi yerlerde olman lazım.” ama senin yukarıdaki parti liderinin bunu söylemesi lazım. Halkın demesiyle olmuyor. Bu yüzden de bu ülkenin siyaseti batık durumda. Ülkenin siyasetini yukarıya çıkartacak olan halktır. Alt tabakanın yukarıya yani parti liderine isyan etme hakkı yok. Alt taban yukarıya isyan etmediği sürece kontrol yukarıda olur. Ayaklarının yere sağlam basması lazım. Ama sen sağlam bir zeminde yürümüyorsun. Çünkü seni halk seçmiyor. Sen yukarıda seni seçenlere göre hareket ediyorsun. Yukarıdakilerle de aram iyi ama para gerekiyor, maddiyat gerekiyor. Belli kriterleri var. O kriterlere ne kadar uyarız, ne kadar uymayız bilmiyorum. Hedeflerimiz var. Bu hedeflerimiz üzerinde yürüyoruz. Keyif de alıyoruz. Olsa da olur olmasa da olur. Sonuçta biz hedeflerimize yürümeye devam edeceğiz.

Bir Atalar, Kartal hayaliniz var mı?

Atalar’la ve Kartal olarak genişletilebilir o kadar güzel hayallerim var ki. Siz istemez misiniz İsviçre’deki gibi bir ortamda yaşamak. Benim asla dünya ülkelerine gitmek gibi bir hayalim yok. Yani ülkemin dışında bir ülkeyi ziyaret etme hayalim asla yok. Bizim ülkemizde gezilecek o kadar çok yer var ki. Kendi yaşadığınız yerde istemez misiniz bahçeler, çiçekler.. O meyveleri toplayabilelim. Sokak hayvanlarını daha huzurlu bir ortamda besleyelim. Ya da ne bileyim tavuğumuz, kazımız, ördeğimiz olsun. Balık yemeye alabalık tesisine gitmeyelim. Güzel bir olta alalım, balığımızı kendimiz tutalım. Bunu yaşayabilelim. Aslında kendimizce bunları yapabiliriz ama artık çok uzaklaşmış gibi görünüyoruz. Çıkar ilişkilerinde, şehir hayatında birçok şeyi unuttuk. Etrafımıza binalar dikerek ortamımızı kapattılar. Çocukluğumuzda mahallede yukarıdan aşağıya baktığımızda denizi görürdük. Hep hayalimdi deniz gören bir evde yaşamak. Sanırım artık böyle bir imkan kalmadı. Doğduğumuz yerde yaşamak, doğduğumuz yerde büyümek bir yana artık doğduğumuz topraklarda yaşlanıp doğduğumuz topraklarda ölmek bile hayal oldu.

*Bu söyleşi dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.

———————————————

Bir Cevap Yazın

dostsohbeti.com "Türkiye'nin Röportaj Sitesi" sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin