
Neden psikoloji?
Bu sorunun tek bir cevabı yok aslında. Psikoloji bölümünün getirdiği özellikler ortaokul zamanlarına dayanıyor. O zamanlarda biraz arkadaşlarımı dinleyen taraf olmak, onlara farklı bakış açılarıyla olayları değerlendirmelerine yardımcı olmak benim için çok özel ve önemliydi. Zaman içerisinde bu özellikler psikoloji okuma merakını, insanla ilgilenme arzumu arttırmaya başlamıştı. İnsanlara yararlı olma ve onları dinleme isteğim bir süre sonra çabaya dönüştü. Tüm bunlar doğrultusunda da psikoloji bölümünü yazdım ve kazandım.
“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk / Hiçbir yere gitmiyor.” diyor şair. Öyle mi gerçekten?
Bana göre öyle… Çocukluğumuz bizi biz yapan tarafımız. Yani çocukluğumuzda ebeveynimizin tutumları, arkadaş çevremiz, yaşadıklarımız belki bazen travmalarımız zaman içerisinde bizlerin gelişiminde rol oynuyor. Böylelikle benliğimiz ve karakterimiz ortaya çıkıyor. Yetişkinlik dönemimizde ise bazen bir olayla tetiklenip çocukluğumuza döndüğümüz ve benzer olayı hatırladığımız zamanlar da çok olabiliyor.
Çocuk ve ergen terapisi, bireysel terapi, çift terapisi gibi çeşitli danışmanlık hizmetleri sunuyorsunuz. Bu aralar randevu listenizi en çok hangi terapi türü dolduruyor?
Evet bu danışmanlık hizmetlerinin hepsini veriyorum. Şu sıra en çok bireysel danışmanlık hizmeti talep görüyor.
Çocuk ve ergen terapisi, bireysel terapi, çift terapisi.. Hepsinde ayrı ayrı en fazla hangi sorunla size danışılıyor?
Çocuk ve ergen terapisinde genellikle davranış problemleri, öfke kontrolü, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu; bireysel terapide özgüven, kaygı bozukluğu, depresyon; çift terapisinde ise en fazla eşler arası iletişim problemleri konularını çalışıyorum.

Danışmanlık seçeneklerinizde online terapi de var. İçinden geçtiğimiz zorlu günleri düşündüğümüzde mesleğinizin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Online terapi ikinci seçenek olmaktan çıkıp ilk seçenek olabilir mi?
Şu süreçte sadece kendi mesleğim olarak değil birçok meslek alanı online hizmete yöneldi. Tabii terapilerde ilk seçenek yüzyüze görüşmek oluyordu ve danışan kendini daha güvenli bir ortamda hissediyordu. Fakat aslında online terapinin de en az yüz yüze kadar etkili olduğunu ve güvenilir olduğunu danışanlar fark ettikçe buna olan talep de artmaya başladı. Bu şekilde de devam edeceğini düşünüyorum.
Koronavirüsün en uç noktada ölümle kendini gösteren fiziki etkileri olduğu gibi psikolojimize de çok büyük yansımaları var. Bu süreçte ister istemez kaygılanıyoruz. Bu kaygıyla nasıl başa çıkabiliriz?
Öncelikle tavsiyem bedensel olarak hijyen kurallarına uymak, sosyal izolasyona da büyük önem vermek. Bunun dışında biraz da düşünce olarak kendimizi motive etmeliyiz. Evet, koronavirüsün olumsuz sonuçları var fakat tedbirlere uyum sağlandığı süre içerisinde olumlu olarak bize, sevdiklerimize hiç bulaştırmadan atlatacağımız da bir durum. Felaketleştirme yapmamak, yani olay hakkında olumsuz senaryolar yazmaktan ziyade daha çok kurtulan ve atlatılan kısımlara zihnimizi odaklamalıyız. Evde meditasyon yapabiliriz, nefes egzersizleri uygulayabiliriz. Gün içerisindeki hayat rutinimize bağlı kalmaya da çalışırsak daha çabuk adapte olabiliriz. Bu süreç bir tatil değil unutmamak gerekiyor.

Önümüzde karantinadan çıkan evli çiftlerin hızla mahkeme koridorlarına yöneldiği bir Çin örneği var. Bizde de aynı durum yaşanacak mı sizce? Ya da yaşanmaması için neler yapılabilir?
Umarım bizde aynı durum yaşanmaz. Herkesin içinde bulunduğu kaygıdan dolayı tabii ki duygusal olarak yıpranmalar oluşabiliyor. Fakat bunu eşler arasında mümkün olduğunca dile getirmeliyiz. Kaygımızı ya da öfkemizi, o anki duygumuzu sözel bir şekilde ifade edersek ancak karşımızdaki bizi anlayabilir. Eşler kendi aralarında birlikte yapmaktan hoşlandıkları aktivitelerin listelerini yapabilirler. Bunlar kitap okumak olabilir, birlikte film izlemek, evde beraber spor yapmak, eski anılarından bahsetmek, fotoğraflara bakmak gibi. Bunun dışında kendilerine bireysel olarak da zaman yaratmalılar ki dinlenip, kendilerini dinleme şansı yakalayabilsinler.
Bu süreç daha da uzarsa, baharla birlikte yazın da evlerimizde kalmamız gerekirse çok büyük bunalımlar yaşamamız olası. Nasıl ümitvar kalabiliriz?
Tedbirlere mümkün olduğunca bağlı kalırsak eğer bu süreci çabuk atlatacağımızı umut ediyorum. Bu izolasyon kısa süreli ve uyum sağlarsak yaza bütün kaygılarımızdan arınıp yepyeni bir ‘ben’ olarak girebiliriz. Herkes kendine bunu hatırlatmalı en azından.

Yetişkin bunalımı kadar ve belki de çok daha önemli bir sorun da bu süreçte çocukların durumu. Süreci anlama çabaları ve ebeveynlerin çocukların sorularına tam karşılık gelecek şekilde cevap veremeyişleri. Ebeveynlere tavsiyeleriniz var mı?
Öncelikle yaşananlar çocuklardan saklanmamalı. Onlara, yaşlarına uygun olarak bilgilendirme yapmalıyız. Virüsün ne olduğunu, nasıl bulaştığını ve alınması gereken önlemleri, oyuncak ya da kitaplar aracılığıyla çocuklara anlatabiliriz. Eşler arasındaki iletişimi söylediğim gibi çocuklarımıza karşı da duygu paylaşımı yapıp, onların hislerini anlamaya çalışmalıyız. Unutmayalım ki ebeveyn çocuk için her zaman modeldir. Ebeveynler bu süreçte ne kadar güzel örnek olurlarsa ve sağlıklı bir iletişim sağlarlarsa çocuklar da bir o kadar sağlıkla atlatacaktır bu süreci.
Bu aralar çok ihtiyacımız var. Bize güzel bir şeyler söyler misiniz?
Türk toplumu yaşamı süresince hep bir mücadele içinde kalmıştır. Bunları her birimiz tarih kitaplarından vesaire biliyoruz. Ve milletimizin ne kadar güçlü, azimli, başarılı olduğunu da biliyoruz. Kendimize sürekli bunları hatırlatalım lütfen.. Bu bir süreç ve geçecek. Birçok şeyin geçtiği gibi geçecek. Bizlerin de birlik ve beraberlik içinde bu dönemi atlatması gerekiyor. Bunu da bu dönemi aşacağımıza inanarak atlatabiliriz. Güzel günler göreceğiz hep birlikte. Sadece her güzel şeyde olduğu gibi biraz sabretmeye ihtiyacımız var. Lütfen sabredelim. Hep birlikte başaralım. Sağlıkla atlatalım..
*Bu söyleşi dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.