Klinik Psikolog Arzu Beyribey ile Sohbet

Scroll down to content

Sizi tanıyabilir miyiz?

1981 İstanbul doğumluyum. Üsküdar Üniversitesi’nde Uygulamalı Psikoloji ve Klinik Psikoloji yüksek lisanslarımı tamamladım. Sonrasında Bilişsel Davranışçı Terapi, Alzheimer gibi hastalıkların tespitinde kullanılan Noropsikolojik Değerlendirme vb. ek eğitimlerimi tamamladım. Şu anda Memorial Hastanesi’nde çalışıyorum. Instagram hesabımda da, alanımla ilgili, oldukça aktif destek vermeye çalışıyorum. Özel hayatımda yaşam dengemi sağlarken tenis oynamaktan, doğayla buluşmaktan ve tabii ki kitap okumaktan çok keyif alıyorum. 

Maliye, işletme lisans eğitimleri almış; banka müfettişliği, insan kaynakları gibi alanlarda çalışmışsınız. Sonrasında psikoloji okumuşsunuz. Bu geçiş süreci nasıl gelişti?

On yaşımdan beri amacım Klinik Psikolog olarak, insanlara  hayatlarında karşılaştıkları problemlerde destek olmaktı. Ancak on sekiz yaşımdayken Psikoloji Bölümü’nde okuma şansım olmadı. Bankacılık hayatına ilk başladığım andan itibaren bu konuda ufak ufak planlama yaparak, sonunda hamileyken Psikoloji bölümüne başladım. Yedi yıl süren Psikoloji Lisans ve 2 yüksek lisans eğitimini, bebeğim de varken, üç yılda tamamladım. İnsanların bir şeyi gerçekten çok ister ve uğruna emek verirlerse başarabilecegine inanan biriyim. 

Psikolojide sizi kendine çeken şey neydi?

Hayat amacım zaten insanlara yardım etmek olduğu için, psikoterapötik sürecin hem bireysel hem de toplumsal bir iyileşme alanı sunduğunu görmek ve bireylerin iç görü kazanarak dönüşüm yaşamasına eşlik edebilmek, bu mesleği benim için sadece bir kariyer değil, aynı zamanda varoluşsal bir misyon haline getirdi. Bu yüzden psikoloji benim için sadece bir bilim dalı değil; insanı anlama, anlamlandırma ve iyileştirme sanatı. 

Çalışma alanlarınız nelerdir peki?

Klinik psikolog olarak çalışma alanım oldukça geniş kapsamlı. Bireysel terapi süreçlerinde psikodinamik, bilişsel-davranışçı ve üçüncü dalga terapilerden yararlanarak danışanların duygu düzenleme becerileri, bilişsel çarpıtmaları ve psikolojik dayanıklılıklarını artırmalarına yardımcı oluyorum.

Çift ve ilişki terapisi ağırlıklı çalıştığım bir alan. Ayrıca anksiyete bozuklukları, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) gibi psikopatolojiler üzerinde çalışıyorum. Bunun yanı sıra ilişki ve bağlanma dinamikleri, özgüven sorunları, kimlik gelişimi ve yaşam krizleriyle ilgili danışmanlık da veriyorum.

Özellikle nöropsikolojik değerlendirmeler ve psikolojik testlerle danışanların bilişsel işlevlerini ve duygusal süreçlerini daha derinlemesine analiz ederek uygun müdahale planlarını oluşturuyorum.

Son olarak, kurumsal psikoloji alanında da çalışarak, çalışanların ruh sağlığını destekleyen programlar geliştiriyor; stres yönetimi, kariyer planlama, tükenmişlik sendromu ve liderlik psikolojisi üzerine danışmanlık yapıyorum.

Herkesin bir psikoloğu olmalı mı?

Kesinlikle evet. Bir psikoloğa gitmek, sadece psikolojik rahatsızlıkları olan bireyler için değil; kendini daha iyi tanımak, duygusal zekâyı geliştirmek ve yaşam kalitesini artırmak isteyen herkes için büyük bir kazanımdır.

Psikoterapi, yalnızca problemlere yönelik bir müdahale alanı değil; aynı zamanda bireyin kendini keşfetme, bilinçdışı dinamiklerini anlama ve daha işlevsel yaşam becerileri geliştirme sürecidir. Nasıl ki fiziksel sağlığımız için düzenli kontroller yaptırıyorsak, zihinsel sağlığımız için de bunu yapmalıyız.

Kısacası, psikolog desteği almak bir lüks değil, zihinsel ve duygusal iyi oluşun bir gerekliliğidir. Herkesin bir psikoloğu olmalı çünkü sağlıklı bir zihin, sağlıklı bir yaşamın temelidir.

Eklemek istedikleriniz var mı? 

İnsan ruhu, inanılmaz bir esneklik ve iyileşme kapasitesine sahiptir. Zorluklar, travmalar ve kayıplar kaçınılmaz olabilir ancak, bunlarla başa çıkma biçimimiz bizim psikolojik dayanıklılığımızı şekillendirir.

Psikoloji bize gösteriyor ki, değişim her zaman mümkündür ve en karanlık anlarda bile insan zihni kendini yeniden inşa edebilir. Her bireyin içinde, iyileşme ve dönüşüm için gereken güç vardır. Bazen sadece onu keşfetmek için doğru desteğe ihtiyaç duyarız.

Unutmayalım ki, duygularımız düşmanımız değil; bize bir şey anlatmaya çalışan rehberlerdir. Kendimizi anlamaya cesaret ettiğimizde, gerçek özgürlük ve içsel huzur mümkün hale gelir. Ve en önemlisi, yalnız değiliz. Yardım istemek bir zayıflık değil, aksine insan olmanın en güçlü yanlarından biridir. Bu yüzden, umudunuzu kaybetmeyin. Her yeni gün, kendimizi ve hayatı daha bilinçli, daha farkında ve daha güçlü bir şekilde yaşamak için bir fırsattır.

https://www.instagram.com/psikolog.arzubeyribey

*Bu röportaj dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.

Bir Cevap Yazın

dostsohbeti.com "Türkiye'nin Röportaj Sitesi" sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin