
Sizi tanıyabilir miyiz?
Tabii ki. Ben Burcu Erdem Polat, 1987 İstanbul doğumluyum. Eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Maliye bölümünden mezun olarak tamamladıktan sonra özel sektörde enerji alanında satış uzmanlığı ve satış koordinatörlüğü gibi görevlerde bulundum. 2011 yılı itibariyle ise kamu kuruluşunda icra biriminde görev yapmaktayım. Aynı zamanda Leyla’nın Son Mektubu isimli ilk romanını kitap severlerin beğenisine sunan yeni bir yazarım.
Edebiyata olan ilginiz nasıl başladı?
Edebiyata ilgim, aslında lise yıllarında katıldığım bir kompozisyon yarışmasıyla başladı. Yarışmada birinci olduğumda, yazdıklarımın başkalarına dokunabileceğini ilk kez fark ettim. O an, kelimelerin sadece düşüncelerimi değil, duygularımı da ifade edebileceği gerçeğiyle tanıştım. Bu deneyim beni yazmaya daha da yakınlaştırdı ve edebiyat, hayatımın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Kelimelerin gücüne inandım ve inanmaya devam edeceğim.
Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Yazmak benim için iç dünyamı dışa vurmanın en saf hali. Bazen söyleyemediklerimi, bazen de en derin hislerimi kelimelere dökerek özgürleşiyorum. Yazarken zaman duruyor, dünya sessizleşiyor ve sadece ben, duygularım ve kelimeler kalıyoruz. Yazmak, hem kendimi bulduğum hem de kaybolduğum bir yolculuk benim için.
İlk kitabınız Leyla’nın Son Mektubu yayınlandı, yolu açık olsun. Eserin ortaya çıkış süreci nasıl gelişti?
Eserimin ortaya çıkış süreci, içimde uzun zamandır taşıdığım duyguların ve düşüncelerin bir gün kelimelere dökülme isteğiyle başladı. Bu hayata adımın anılacağı bir eser bırakma düşüncesi beni heyecanlandırıyordu. Önce küçük notlar, kısa cümlelerle hissettirdi. Zamanla bu parçalar bir bütün oluşturmaya başladı. Yazma süreci bazen çok akıcı, bazen de duraksamalı geçti; ama her her satırında kendimden bir parça bulduğumu söyleyebilirim. Eserim sabrın, inancın ve büyük bir özverinin sonunda doğmuş, bir hayalin gerçekleşmesinin vücut bulmuş hali.

Leyla’nın Son Mektubu okurlara ne vadediyor? İnsanlar bu kitabı okuduklarında nasıl duygulara kapılacaklar?
Kitabım okurlara unutulmaz bir yüzleşme vadediyor. Kadına şiddet, çocuk istismarı, gelir dağılımında adaletsizlik, eğitimde fırsat eşitsizlikleri ve kahramanlar üzerinden değinilen psikolojik travmalar gibi toplumsal ve psikolojik konuları cesurca işleyen bu kitap, okuyucuyu hem bireysel hem de kolektif bir vicdan muhasebesine davet ediyor. Sayfalar ilerledikçe öfke, üzüntü, çaresizlik ve en sonunda derin bir farkındalık duygusu okurun kalbine dokunacak. Leyla’nın sessiz çığlıkları adalet ve umut arayışının güçlü sesi olacak. Kısacası bu kitap sadece bir hikaye değil, bir çağrı, bir susmama biçimi…
Yazar olmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?
Yolun çok başında bir yazar olarak yazar olmak isteyenlere tek bir şey söyleyebilirim: sabredin ve vazgeçmeyin. Çok okuyun ama sadece okumak için değil anlamak için okuyun. Başarısız olacaksınız, hata yapacaksınız, umutsuzluğa kapılacaksınız ama kaleminize sıkı sıkı sarılacaksınız. Yazmak insanın içsel sesini keşfettiği bir yolculuk. Bu yolculukta hislerinize güvenin, o sizi doğru yerlere getirecektir.
Eklemek istedikleriniz var mı?
Son olarak yazarlık bir yolculuk ve ben bu yolculukta her geçen gün biraz daha büyüyorum. Amacım insanların hayatına bir nebze de olsa dokunabilmek. Bir tür direniş gibi, sesinizi duyurmanın en güçlü yollarından biri. Benim dileğim her okurun yazdıklarımda kendini bulabilmesi ve kelimelerin ruhlara dokunabilmesi. Bu yolculukta bana katılan, yanımda olan herkese teşekkür ederim. Birlikte mümkün… İyi ki varsınız.
https://www.instagram.com/burcuerdempolat
*Bu röportaj dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.