
Sizi tanıyabilir miyiz?
Elbette. 1986 yılında doğdum. Dört çocuklu bir ailenin en küçük ferdiyim. İlkokul yıllarında başlayan öğrenme merakım, Ankara Anadolu Lisesi’nde devlet parasız yatılı olarak okumamla pekişti. O yıllar, maddi imkânsızlıklarla geçti ama bu durum hiçbir zaman şikâyet sebebi olmadı; tam aksine beni güçlendirdi. Yazları çalışarak, kışın ders çalışarak geçen bir gençlik dönemim oldu. Üniversite eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde %100 İngilizce okuyarak tamamladım. Ardından Milli Savunma Bakanlığı’nda ve TCDD’de kamusal sorumluluklar üstlendim. Sonrasında özel sektöre geçerek fabrikalarda üretim, bakım, yatırım, enerji ve dijital dönüşüm projelerinde yöneticilik yaptım. Şu an 15 yılı aşkın süredir aktif olarak endüstriyel sahadayım.
Bu kadar ödül, bu kadar takdir… Bu başarının sırrı nedir?
Ben başarıyı kişisel bir taç değil, kolektif bir süreç olarak görüyorum. Elbette uluslararası ödüller almak -White Page International’dan “Global Power Leader 2024”, The Executive Lens’ten “Masters of Influence: Top 5 Dynamic Leaders 2025”, The Inc Magazine’in “En İlham Veren 10 Lideri”, Entrepreneur Insights’tan “En Vizyoner 10 İş Lideri” gibi- onur verici. Ancak bu başarıların arkasında çok fazla emek, istikrar, kriz anlarında bile durmayan bir çalışma azmi var. Köyde tarlada çalışmaktan, bugün global liderlik listelerine girmek kolay bir yolculuk değildi. Ama şuna inanıyorum: Her şeyin başı niyet, ikinci sırada disiplin, üçüncü sırada ise ekip geliyor. Hiçbir başarı tek kişilik bir oyun değil. Bu noktaya gelirken beni destekleyen aileme, birlikte üretip başardığımız ekip arkadaşlarıma ve yol gösteren mentörlerime teşekkür borçluyum.

Yapay zeka ve dijital dönüşüme olan ilginiz nasıl başladı?
Aslında bu ilgi çok erken başladı. Lise yıllarında bilgisayarlara olan ilgim, beni okulun IT altyapısıyla ilgilenmeye, yazılım ve siber güvenlik üzerine çalışmalara yöneltti. Daha sonra kamuda çalıştığım dönemlerde, projeleri dijitalleştirmenin zorluklarını da fırsatlarını da çok net gördüm. Ama asıl dönüşüm özel sektöre geçmemle başladı. Fabrikada gerçek üretim süreçleriyle iç içe olunca şunu fark ettim: Verimlilik ve sürdürülebilirlik artık sadece makine yatırımıyla değil, dijital zekayla sağlanıyor. Bu farkındalık beni yapay zeka, büyük veri, enerji analizi ve endüstri 4.0 uygulamalarına yöneltti. Bugün geldiğim noktada, üretim hatlarını dijitalleştiren, enerji verimliliğini artıran ve insan-makine etkileşimini geliştiren pek çok projede yöneticilik yapmış olmak, beni sadece mühendis değil; aynı zamanda teknolojiyi sadeleştiren bir anlatıcı da yaptı.
Yeni kitabınız Bu Kitabı Yapay Zeka Yaz(Ma)Dı Mı? çıktı. Bize biraz bahseder misiniz?
Kitabın ismi aslında küçük bir meydan okuma: “Bu kitabı yapay zeka yazdı mı, yoksa yaz(ma)dı mı?” Çünkü artık öyle bir çağdayız ki, gördüğümüz şeyin arkasında insan mı var, algoritma mı, ayırt etmek zorlaştı. Bu kitap, yapay zekayı sadece teknolojik bir gelişme olarak değil, sosyal, kültürel ve insani etkileriyle de ele alıyor. Amacım bu konuyu korkutucu bir yerden değil, herkesin anlayabileceği ve içselleştirebileceği bir yerden anlatmak. Okuyucuya teknik terimlerle değil, örneklerle, hikâyelerle ve sade bir dille ulaşıyorum. Yani kitabı okuyan biri, yapay zekanın temelini, mantığını, nereye gittiğini ve bizi nasıl dönüştürdüğünü çok net görebilecek.

Peki, insanlar neden bu kitabı okusun? Onlara ne katacak?
Çünkü bu kitap, yalnızca yapay zekayı anlamakla kalmayıp, onunla nasıl çalışacağımızı da sorgulatıyor.
Çok net bir şekilde şunu söylüyorum:
“Yapay zeka sizi işinizden etmeyecek. Ama yapay zekayı sizden daha iyi kullanan biri edebilir.” Bu cümle, kitabın ruhunu özetliyor. Öğrenciyseniz, hangi mesleği seçerseniz seçin bu teknolojiyi bilmeniz gerek. Mühendisseniz, yöneticiyseniz, doktor, öğretmen ya da çiftçi olsanız bile artık yapay zekadan uzak duramazsınız. Çünkü bu teknoloji, tıpkı elektrik veya internet gibi, yaşamın içine sızdı. Kitap, korkmadan bu yeni dünyayı tanımak isteyen herkese yazıldı. Hiçbir teknik altyapısı olmayan birinin de, sektör profesyonellerinin de okuyabileceği, sade ama derin bir metin oldu.
Yapay zeka sizce insanlık için bir tehlike mi, yoksa fırsat mı?
Yapay zeka, bir araçtır. Nasıl bir çekiçle duvar da örülebilir, zarar da verilebilir; yapay zeka da bizim niyetimize bağlı olarak ya dönüştürücü bir güç olur ya da kontrolsüz bir risk. Bence burada asıl mesele teknoloji değil, insan sorumluluğu. Etik kurallar, şeffaflık, regülasyonlar ve eğitimle birlikte giderse yapay zeka; sağlıkta, eğitimde, sanayide, tarımda olağanüstü fırsatlar sunabilir. Ancak kontrolsüz güç güç değildir. Bu yüzden bireysel farkındalık ve kurumsal sorumluluk el ele gitmeli. Bu kitap da tam olarak bu dengenin önemini vurguluyor.
Peki, bundan sonraki hedefleriniz neler?
Kariyerimin bu döneminde hem üretmeye hem de aktarmaya odaklanmak istiyorum.
Yapay zekayı kullanarak sanayide verimliliği artıran projelere devam edeceğim ama aynı zamanda bu bilgi birikimini daha fazla kişiye ulaştırmak için çalışacağım. Yeni kitap projeleri, eğitim programları, konferanslar ve özellikle gençlere yönelik mentorluk hedeflerim arasında. Ayrıca yapay zeka ile sosyal fayda yaratacak işler geliştirmek, özellikle eğitimde fırsat eşitliğini destekleyecek teknolojik çözümler üzerine çalışmak istiyorum. Kendi adıma hedefim şu: Hem sahada kalıp üretmek, hem de bu deneyimi paylaşarak başkalarının yolunu aydınlatmak.
https://www.instagram.com/burakyaka1986
https://www.hepsiburada.com/bu-kitabi-yapay-zeka-yaz-ma-di-mi-burak-yaka-pm-HBC00008RSPPS
*Bu röportaj dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.