
Sizi tanıyabilir miyiz?
Ben Dr. Mehmet Fatih Koşan. Bürokrasideki görevimin yanı sıra, uzun yıllardır bir hobi olarak yürüdüğüm kültür / sanat yolculuğuma büyük bir keyifle devam ediyorum. Radyo programcılığıyla başladım bu serüvene; şiirle, tiyatroyla, belgeselle ve televizyon programcılığıyla devam ediyorum. Şiir yazmayı ve seslendirmeyi seviyorum. Aynı zamanda yurt içinde ve dışında toplumsal projelerde yer aldım; gençlik dönemlerimde taekwondo ile uğraştım. Şu anda Diyanet TV’de yayınlanan “5 Vakit Yolda” adlı gezi ve kültür programının sunuculuğunu ve anlatıcılığını yapıyorum. Bunun yanı sıra şiir kitapları yayımlıyor, çeşitli etkinliklerde konuşmalar ve moderasyonlar üstleniyorum.
Sanata olan ilginiz nasıl başladı?
Sanata olan ilgim gençlik yıllarıma dayanıyor. Kelimelerin gücünü çok erken fark ettim. Radyo programı yaptığım yıllarda yazmaya başladım; ilk sahne deneyimimi amatör bir tiyatro grubunda yaşadım. Sonra bir müzik grubu kurdum. Ayrıca hat, ebru ve kaligrafi sanatları ile ilgilendim. Radyoda mikrofonun başına geçtiğimde ise konuşmaların, sesin, ne söylendiğinin ve nasıl söylendiğinin, iletişimde ne kadar etkileyici olduğunu anladım. Bu yüzden TRT spikerlerinden Diksiyon, Spikerlik, Sunuculuk ve Drama eğitimleri aldım. Bu ilgi zamanla tutkuya dönüştü. Sanat benim için hem bir ifade biçimi hem de bir iyileşme yolu oldu.
Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Yazmak, içimde susturamadığım bir sesin dışa vurumu gibi. Kimi zaman bir dua, kimi zaman bir iç hesaplaşma… Kalemimle kendime, zamana ve okuyucuya dokunmaya çalışıyorum. Yazmak, hayata karşı daha derinlikli bir duruş sergilemenin de yolu. Kendi iç sesimi duymak ve bazen onu susturmak için yazıyorum. En önemlisi de az kelimeyle çok şey anlatmaya özen gösteriyorum.
Şiir yazmak nasıl bir his peki?
Şiir yazmak, bir kelimeyle bir dünya kurmak gibi. Kimi zaman birkaç dizeyle yıllarca konuşamadığınız duyguları anlatabiliyorsunuz. Acının, sevincin, özlemin, inancın kendine özgü ritmiyle yazıya dökülmesi… Bu bambaşka bir his. Şiir yazarken zamanın dışına çıkıyor, iç dünyamla daha yoğun bir bağ kuruyorum. En çok da bu yüzden şiiri seviyorum.

“Bir Yemin Gibisin” adlı şiir kitabınızdan bir iki şiir paylaşabilir misiniz bizimle?
Elbette. Kitabımdaki şiirlerden biri şöyle:
“aklımdan geçme”
aklımdan geçme lütfen mümkünse
dağılıyor her şey
bozuluyor dengeler
hesaplar şaşıyor
karışıyor fikirler
gelme aklıma
geçme aklımdan
düzeni alt üst ediyor adın
bir türlü ulaşamadığım hedefler
sapıyor yolundan
sessiz olmuyor gelişin
çığlık çığlığa kalıyor ruhum
can yakan, vedasız o gidişin
aklımdan çıkmıyor
geçme aklımdan
Bir diğeri ise:
“müsaade var mı?”
bütün kavramlar kargaşa içinde bu gece
ölçü hesabı yapmadan
kafiye tedirginliği yaşamadan yazılan bir şiir gibi
betimlemelerin bile kifayetsiz kaldığı bir film gibi
biliyorum
dualar yeniden geçirilmeli kalpten
irtifa seviyeleri yeniden belirlenmeli
bütün ölçü birimleri yeniden hesaplanmalı
kaybolmanın tarifi yeniden yapılmalı gözlerinden sonra
müsaade var mı
her sözünün bir şarkıya dönüştüğü mırıldanmalarıma
ne desen kabulümdür
ön yargılıyım hep sana
şükürler olsun
sana çıkan yolları buldurana
Diyanet TV için yaptığınız “5 Vakit Yolda” adlı bir program var. Programla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?
“5 Vakit Yolda” bir kültür, maneviyat ve yol hikâyesi programı. Türkiye’nin farklı coğrafyalarında, mekânları, insanları ve zamanın ruhunu anlatıyoruz. Sadece fiziksel bir yolculuk değil bu; aynı zamanda gönül yolculuğu… Programda anlatıcıyım, aynı zamanda ülkemizi karış karış motosikletimle geziyorum. Her bölümde, hem izleyiciyi bir şehre götürüyoruz hem de kalbine dokunmaya çalışıyoruz.
Programda motosikletle görüyoruz sizi. Yolda ve motosiklette olmak nasıl bir duygu?
Motosiklet, yolun sesini duyabileceğiniz en doğal ulaşım şekillerinden biri. Arabayla geçerken fark etmediğiniz detayları motosikletle hissediyorsunuz: Rüzgârın yönünü, bir köyün sabah kokusunu, yolda karşılaştığınız bir çocuğun gözlerini… Yolda olmak ise bir nevi içsel bir yürüyüş. Gideceğiniz yere değil, gitme haline odaklanıyorsunuz. Bu da bana şiir gibi bir yolculuk hissi veriyor.

Oyunculuk yönünüz de var. “Demir Hafız – Mehmet Akif Ersoy” belgeselinde Mehmet Akif’i canlandırıyorsunuz. Hem belgeselden hem de tarihi bir şahsiyete hayat vermenin hissiyatından bahsedebilir misiniz?
Mehmet Akif Ersoy’u canlandırmak benim için bir onur ve sorumluluktu. Akif, sadece bir şair değil; aynı zamanda bir dava adamı, bir duruş ve bir inanç temsilcisidir. Akif demek, donanım demek, çok yönlülük demek, yardımlaşma demek. Onun hissiyatına bürünmek, sadece oyunculuk değil; bir ruh haline bürünmekti. “Demir Hafız” belgeselinde bu sorumluluğu hissettim. Onun sessizliğini, öfkesini, dua ve direnişini yansıtmak büyük bir içsel yolculuktu benim için.
Eklemek istedikleriniz var mı?
Hayat, anlam arayışının ve öğrenmenin hiç bitmediği bir yol. Bu yolculukta şiirle, sözle, yolculuklarla buluşmak; insanlara dokunabilmek en büyük şükür sebebim. Umarım her iz bırakan söz, bir kalpte yer bulur. Zamanı ve kelimeleri daha güzel kullanmayı öğreniyoruz birlikte. Bu röportaj da bu yolda bir durak oldu benim için. Çünkü biliyorum ki, yürüdüğü yolda iz bırakmayan, o yoldan geçmiş sayılmaz. Kendimi ifade etme imkanı verdiğiniz bu dost sohbeti için çok teşekkür ederim.
https://www.instagram.com/mfkosan
*Bu röportaj dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.