Dün taş attıklarını, bugün alkışlayanlara ne denir? Henüz karakter gelişimini tamamlayamamış insanların, bizim geleceğimizi şekillendirmesi ne kadar da trajik… Dün “bunlar kol kola” diyerek saldıranlar, bugün aynı kollarla sarmaş dolaş. Bu mu adalet? Bu mu hak?
Ülkenin dört bir yanı bir aldatmaca senfonisiyle çınlıyor. Herkes kendi çıkarı için kurmuş oyununu. Erdem? Adını anan kalmadı. Vicdan? Sessizliğe gömülmüş eski bir kelime. İyilik? Her kafadan farklı çıkan bir tanım sadece. Ve toplum göz göre göre çürümüş, kokusunu alacak burun kalmamış.
Dün kulağıma bir sohbet çalındı: Bir araba markasının “sadık” topluluğu kendi aralarında anlaşmış, arabalarının fiyatlarını şişiriyorlar. İlanlara iki yüz bin fazla yazıyorlar. Piyasa dediğin şey bir yalan makinesine dönmüş, insanlar kendi cebine çalışıyor, ama hâlâ utanmadan “biz dürüstüz” diyorlar.
Şimdi soruyorum size: Adalet nerede kaldı? Vicdan ne zaman emekli oldu? İyi insan olmak sadece menfaatinize dokunmadığında mı mümkün? Artık her şeyin içi boşaltıldı. Herkes kendi menfaati için bir şeyler yapıyor ama yaptığı şeyin iyi olduğuna yemin ediyor. Ne garip bir çağdayız: Kötülük, iyilik kılığına girip ortalıkta dolaşıyor. Ve sen sustuğunda, sen korktuğunda, işte tam da o anda kazanıyorlar.
Ama ben anlatacağım. Yılmadan, yıkılmadan, korkmadan… İnsanlara, hatalarının farkına varsınlar diye nasihatler edeceğim. Uygularlar mı? Onların meselesi. Ben üzerime düşeni yapacağım. Bilsinler ki bu sözlerin bir misyonu var. Ve kimse beni korkutmaya, bastırmaya kalkmasın. Çünkü ben, sizin fısıltıyla bile söylemeye cesaret edemediğiniz şeyleri yüksek sesle haykırıyorum.Silivri soğuk mu bilmem… Ama oraya, yürekleri sıcak olan nice insanın atıldığını iyi bilirim.
Geçmiş kırk yılımızın acı, kayıp ve gözyaşıyla dolu olmasına sebep olan insanların, bugün kahraman gibi anılmasını kabul edemiyorum. Elbette, artık canlar yanmasın diye bazı adımlar atılabilir. Ama bunca yıl “biz karşıyız”, “en milliyetçi biziz” diyerek kendini bu davanın neferi ilan edenlerin, bugün anlaşma zemininde buluşup bir zamanlar bebek katili dedikleri kişiyi halk kahramanı gibi sunmaları beni derinden rahatsız ediyor.
Ben meseleye siyasi bir pencereden bakmıyorum. Bu bir görüş beyanı değil, bir vicdan meselesi. Dün ağza alınmadık sözlerle hedef aldıkları insanların, bugün yüceltilmesi büyük bir ironi değil de nedir?Yıllarca bu yapılarla görüşenleri “hain” ilan edenlerin, bugün masaya oturmuş olmaları, üstüne bir de kahraman ilan edilmeleri… Bu kadarına pes dememek mümkün mü?
Söylemle eylemin bu kadar ayrı düştüğü, tutarsızlığın devlet aklıyla açıklanmaya çalışıldığı bir düzene sessiz kalamam. Ben tutarsızlığa karşıyım. İlkeye sırt dönülmesine, dün kara dediklerine bugün ak denmesine karşıyım. Güç neredeyse oraya meyledenlere, yönünü menfaatle çizenlere, yoldaşlarını günde üç kez değiştirenlere karşıyım.
Bazı şeyler değişebilir evet. Ama her şey değişmemeli. İlke, duruş, söz, insanın kendine duyduğu saygıdır. Ve eğer bu ülkede hâlâ biraz onur, biraz hafıza kaldıysa, tarihin sayfaları bu çelişkiyi bir gün elbet kayda geçirecek.