Bugün yine aşklara, sevdalara yazmaya niyet ettim… Ama bu kez, biraz daha derinine inmek, o detaylarda kaybolmak istiyorum. Çünkü aşk sadece yaşanmaz; yazılır da, çözülür de diye düşünüyorum…

Kitabımdan şöyle bir alıntı kullanmak istiyorum: Aşkı formülize etmeyi denesek; (seven + sevilen = aşk) gibi çok bilinmeyenli bir denklemle olabilir belki? Denklemi biraz açalım. Seven sevgisini ifade edemiyorsa, elde var platonik bir mutluluk.

Süreç uzarsa, sancılı bir mutluluk… Sevgisine karşılık bulamıyorsa, elde var verem edercesine büyük bir acı, aşk acısı… Sevip seviliyorsan, aşkın nirvanası, vuslat…

Ben de zamanında hata yapmışım meğer. Aşkın kutsallığını, gözümde fark etmeden sıradanlaştırmışım. Sigarayı ters yakar gibi, her nefeste kendimi yakmışım. Şimdi ciğerlerim değil, kalbim kömür gibi… Bir görsen, dumanı hala üstünde. 

Bazen farkında olmadan sevdaya zarar veririz… “Yanlış insan” demek istemem ama, ortak bir paydada buluşamayan zıt karakterler olarak hem birbirimizi hem de o güzelim sevgiyi yıpratırız. Oysa niyet temizdir çoğu zaman. Sevmek istemişizdir, anlaşmak, yarım kalmamak. Ama bazen sadece sevmek yetmez. Dil aynı olsa da yürekler ayrı telden çalar. Sen susarsın, o duymak istemez. Sen beklersin, o görmezden gelir.

Sonra ne mi olur? Sevda bir hesaplaşmaya dönüşür, aşk dediğin şey bir sabır sınavına ve gün gelir, bir bakarsın sevmişsin ama sürdürememişsin. İşte o an anlarsınki her aşk, hak edilmez. Her gönül, yuvaya dönüşmez.

“Doğru ilişki nedir?” sorusuna hep aynı cevabı veririm. Ortak paydada buluşabilecek bilinçte olmaktır. Ama asıl mesele, bunu sadece bilmek değil; iki tarafın da gerçekten uygulayabilmesidir. Çünkü ilişki, niyetten öte eylem ister. Sadece sevmek değil, birlikte yürümeyi bilmektir.

Yanlış insanlarla yanlış yolları yürümüş olmamız belki bizi aşka küstürmüş olabilir ama aşk küsülebilecek birşey değildir. Çünkü ne yaparsak yapalım, aşk eninde sonunda kapıyı çalar. Mesele, bu kez kapıyı doğru bilinçle açıp açamayacağımızdır.

Belki de asıl mesele, bu kez kapıyı aralarken kendimizi içeri alıp almadığımızdır.  Çünkü aşk, insanın önce kendiyle buluşmasında başlar. Ve bazen en büyük vuslat, bir başkasına değil, kendine varmaktır. Gerisi olur ya da olmaz, zaten aşk, garantili bir yolculuk değildir. Ama biz yine de sevmekten vazgeçmeyiz. Çünkü aşk, vazgeçmeyenlerin, inatla yüreğinde yer açanların işidir.

Vazgeçmek zorunda kalanlara, severken ayrı düşen yüreklere selam olsun. Bir gün mutlaka iyileşiriz, belki de tam kalbimizin kırıldığı yerden, bile isteye kırdıkları yerden…

Bir Cevap Yazın

dostsohbeti.com "Türkiye'nin Röportaj Sitesi" sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin