
Bir önceki yazımda bir distopyanın eşiğinde olabileceğimizi ifade etmiştim. Hâlâ aynı noktadayım ama bazı gerçeklikleri bakış açımızın belirlediği de yine bir gerçek. Bakış açımızı biraz değiştirdiğimizde belki de gelmekte olanın bir distopya değil de ütopya olduğuna inanabiliriz.
Vatandaş muhabirliği ve son dakika sayfaları yüzünden artık neredeyse ülkedeki her olaydan anında haberdar olabiliyoruz. Gördüklerim genelde görmek istemediklerim oluyor.
Trafikte birbirleriyle ölümüne kavga eden insanlar, aşırı hız yüzünden masum canların yitmesine sebep olan trafik kazaları yapan insanlar, kibar ve efendi olanı kibar ve efendi olduğundan dolayı ezen hatta öldüren çeteleri oluşturan insanlar… İnsanlar… İnsanlar… İnsanlar…
Bu insanlara özgürlük fazla. Medeniyetten nasibini imkansızlıktan değil bile isteye almamış, insanlığın ilerici birikiminin i’siyle alakası olmayan, zarar vermeyi alışkanlık haline getirmiş bu insanlar kontrol altında olmalı.
Suç oranının yüzde bir olduğunu, sokaklarda gecenin bir yarısı güvenle yürüyebildiğimizi hayal etsenize. Bu ortamı sağlayan kim olursa olsun minnet duyarız ve duymalıyız da zaten.
Buradaki kritik nokta bu ortamı sağlayacak, bu düzeni kuracak olanların vicdani duyarlılık taşımaları. Bu yazıda olumlu taraftan bakmaya odaklandığımız için bunun böyle olacağını varsayıyoruz.
Bu doğrultuda bakınca otomobillerin belirli bir hızı aşamaması, insan hareketlerinin gözetlenmesi gibi olaylar kabul edilebilir hale geliyor.
Hızın tehlikesi, kontrolsüzlüğün zararı ortadan kalkıyor. Her insan hiç olmadığı kadar güvende oluyor.
Kim bilir yaklaşmakta olan belki de bir yeryüzü cenneti, belki de bir ütopyadır.