
Doğduğun ev kaderindir.
Bu bir cümleden fazlasıdır.
Bir cümlede koca bir hayatı özetler aslında. Yapabileceklerinin sınırı doğduğun hatta ana rahmine düştüğün an belirlenmiştir.
Kişi elbette bulunduğu noktadan ilerilere gidebilir. Örnekleri de çokça mevcuttur.
Ancak bir elin parmaklarını geçmez istisnalar haricinde doğduğun evle birlikte ne kadar ileri gidebileceğin de belirlenmiştir.
O sınırlar dahilinde gidip gidememek kişinin potansiyeliyle alakalıdır sadece.
Gerçek budur.
Yalıda doğanla gecekonduda doğan aynı kaderi paylaşmaz. Düzene aykırıdır bu.
Yalıda varlıklı bir ailenin çocuğu olarak ağzında gümüş kaşıkla doğanların da sınırları vardır ama. Tabii ki olanakları fazladır fakat onlar da belli sınırların dışına çıkamazlar.
Olanaklarının sebebi genellikle sorumluluklarıdır ve belki bu sorumluluklarını bırakmak isterler ancak bırakamazlar.
Esasında herkes belirli sınırlara hapsolmuştur. O sınırların içinde diledikleri gibi at koşturabilirler yalnızca.
Yani olanaksızlık kadar olanaklar da ayaklara pranga olur. Sahip olmadıklarımız kadar sahip olduklarımız da bizi belirler.
Ne kadar çok eşya, o kadar çok yük!
Ne kadar az eşya, o kadar ferahlık!
Aynısı insanlar ve imkânlar için de geçerlidir. Velhasıl zordur yaşamak!
Kıymetini bilene çok da güzeldir.