
Başka hiçbir yiyeceğin yerde görüldüğünde alınıp, üç kere öpülüp, alna götürülüp yüksek bir yere koyulduğuna şahit olmadım ekmekten başka. Ona bir dokunulmazlık, bir kutsallık atfetmişiz.
Bizi pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da kandırmalarına paralel olarak böyle bir tavır geliştirmişiz. Düşünüldüğünde saçma mı saçma! Ekmeğin yenen herhangi başka bir şeyden ne farkı var? Hiçbir farkı yok.
Ancak düşünüldüğünde saçma gelen diğer pek çok şey gibi hissin içindeyken bunun farkına varılması yine çok güç!
Ekmek parası diye bir şey uydurmuşuz mesela yine. Yemek parası değil ekmek parası. İnsanca, kaliteli, sağlıklı bir yemek parası değil de kuru bir ekmek parası. Evet, kuru ekmek. Bunu vurgulamalıyız. Çünkü kırmamız gereken bir algı var.
Ekmek olmazsa olmaz değildir. Hatta olmazsa sağlığımız için çok daha iyidir. Zengin sofralarında kolay kolay ekmek göremezsiniz. Neden peki? Yemekle doyulur çünkü, ekmekle değil. Çok yemek maharet değildir ya, istenildiği kadar yenilir ama. O imkan vardır.
Ekmekle büyümüş, ülkenin büyük kısmı gibi her şeyin tadını ekmekle ve ekmeğin izin verdiği ölçüde almış biri olarak ekmeği neredeyse sıfıra yakın tükettiğim dönemde yediğim ürünlerin gerçek lezzetini aldığımı fark etmiştim. Gerçekten de öyleydi.
Fakir ama kilolu insanlardan oluşan bir ülke olma sebebimiz de yine ekmek. Çünkü yaygınlıkla tüketilen beyaz ekmeğimiz hem kalitesiz hem de doyurucu değil. Yedikçe yeme isteği uyandırıyor ve obeziteye giden yolun kapısını aralıyor.
Ekmeksiz doyamayanlar kulübü ise bir bağımlı kulübü. Bu bağımlılıktan kurtulması kolay değil ama mümkün.
Ekmek meselesi bu ülke insanına atılmış en, en, en büyük kazıklardan biri olmuş maalesef. Sorgulamanın vakti geldi de geçiyor bile. Böyle bir kara sevda bu.