Klinik Psikolog Ece Su Kol ile Sohbet

Scroll down to content

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Klinik Psikolog Ece Su Kol. Lisans eğitimimi Yakın Doğu Üniversitesi’nde, yüksek lisansımı ise aynı üniversitede Klinik Psikoloji alanında tamamladım. Yüksek lisans tezimde narsisistik kişilik özellikleri, bağlanma stilleri ve erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkileri inceledim. Akademik yönüm
kadar, insan hikayelerine ve içsel dönüşüm süreçlerine duyduğum merak da mesleğimin merkezinde yer alıyor.

Neden psikoloji?

Psikoloji benim için bir meslekten öte bir dil. İnsanların anlatamadıklarını anlamlandırma, kendiyle barışma ve iç dünyasını düzenleme sürecine eşlik etmek benim için çok kıymetli. İnsan zihninin hem kırılgan hem dirençli yanlarına tanıklık etmek, her seferinde hayatı yeniden okumayı öğretiyor bana.

Çalışma alanlarınız nelerdir?

Yetişkin bireylerle çalışıyorum. Özellikle kaygı bozuklukları, özgüven sorunları, ilişkisel çatışmalar, kendilik algısı ve şema odaklı konular üzerine yoğunlaşıyorum. Terapi yaklaşımım Bilişsel Davranışçı
Terapi (BDT) ve Şema Terapi ekseninde şekilleniyor. Bununla birlikte zaman zaman öz-şefkat temelli yaklaşımları da entegre ediyorum.

Terapi nedir, ne değildir?

Terapi bir rehberlik sürecidir ama yönlendirme değildir. Terapist, danışanı adına karar vermez; onun kendi yolunu görebilmesine eşlik eder. Terapi, sihirli bir dokunuş ya da tek yönlü bir anlatı değil; iki kişi arasında kurulan güvenli, dürüst ve dönüştürücü bir ilişkidir. “Seni düzelteceğim” değil, “kendini
anlamana alan açacağım” demektir.

Herkesin bir psikoloğu olmalı mı sizce?

İnsan, kendi iç dünyasını konuşabildiğinde değişir. Bu yüzden herkesin bir dönem bir psikologla çalışması kıymetli olabilir. Ama terapi, bir zorunluluk değil bir farkındalık yolculuğudur. Herkesin buna
hazır hissettiği zaman, kendi hızında ve kendi biçiminde başlaması gerekir.

Sizce günümüzde bireyleri en çok yoran psikolojik problem nedir?

Modern yaşam, sürekli “yetişmek zorundayım” hissi yaratıyor. Bu durumun altında çoğu zaman değersizlik ve yetersizlik temaları yatıyor. İnsanlar, kendilerini kanıtlama çabasında duygusal
ihtiyaçlarını görmezden geliyor. Bu da kronik kaygı, tükenmişlik ve kendine yabancılaşma şeklinde ortaya çıkıyor. Günümüzün en görünmez ama yaygın problemi “kendilik yorgunluğu” diyebilirim.

Eklemek istedikleriniz var mı?

Psikoloji bize, iyileşmenin doğrusal bir süreç olmadığını öğretir. Zaman zaman geriye dönmek, aslında başka bir yönüyle ilerlemektir. Bu yüzden kendini anlamaya çalışan herkese şunu söylemek isterim:
Acele etmeyin. Bazen durmak, devam etmenin en şefkatli halidir.

psk.ecesukol@gmail.com

https://www.instagram.com/psk.ecesukol

*Bu röportaj dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.

Bir Cevap Yazın

dostsohbeti.com "Türkiye'nin Röportaj Sitesi" sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin