
Sizi tanıyabilir miyiz?
Merhaba yürek işçileri ve hür zihinler diyerek söze başlayalım evvela.. Ben Alacakaranlıkta Atbarah ve Ararat isimli şiir kitabının yazarı Nil Kılınçoğlu. 2 Haziran 1995’te Gaziantep’te dünyaya gelmiş yarı Antepli yarı Çerkez kozmopolit bir ailenin en büyük çocuğuyum. Yazarlığın ve şairliğin yanı sıra aynı zamanda sosyolog, aile terapistiyim ve fotoğrafçılık yapmaktayım. Şu an Gaziantep’te yaşıyorum. Daima yazmayı ve okumayı, yaşarken öğrenmeyi kendine ilke edinmiş bir birey olarak zaman zaman seyahat ederek tarihin derinliklerinde unutulmaya yüz tutmuş kişileri ve olayları keşfetmeyi seven binlerce insandan yalnızca biriyim.
Edebiyata olan ilginiz nasıl başladı?
Edebiyata olan ilgim kelimelere olan zaafımdan dolayı sanırım. Çocukken kalabalık bir ailede, soba başında yapılan hoş sohbetlerin sıcak samimiyetiyle büyümüş biri olarak rahmetli anneannem Güllü Koç’un kelime ve cümleleri ile ondan ayrı kaldığım zamanlarda zihnimde oyunlar oynardım. Onun söylediği her kelimeyi can kulağıyla dinlesem de her zaman ne dediğini anlayamazdım çünkü o, ataları 1864 Çerkez soykırımına maruz kalmış, topraklarından sürgün edilmiş bir halkın vakur ve her zaman mağrur Çerkez kadınlarından biriydi. Dili ve üslubu her konuda dikkat çekiciydi, ağdalıydı. Bana göre kelimeler ve cümleler yalnızca harflerin sıra sıra dizilip vücut bulmuş hali değildi. Söylenen her laf derin ve bazen ağızdan yüksek sesle çıksalar da sessizdi. Sanırım edebiyat bende böyle yankı uyandırdı. Çocukluğum onun dizlerinin dibinde geçip gitti. Anneannemin kurduğu cümleleri herkes kurmazdı, söylediği kelimeleri de keza kimsenin ağzından duymazdım. Bilmediğim ve içimde boşluk yaratan kelimeleri araştırmak için büyük haz ve heyecan duyarak sözlük araştırmaları yapardım. O dönemlerde bilgisayar ve telefon elbette yoktu. Haliyle evimizde internete erişim de herkes gibi kolay değildi. Okuldan arta kalan zamanlarım kütüphanelerde geçerdi. Parayla kitap almak nedir bilmezdim. Kütüphaneden aldığım kitapları on beş gün sonra geri verme zorunluluğu vardı. Kitapları bitirmenin hüznü bir yana onların benden geri alınacak olması beni içten içe üzerdi lakin mecburduk kitaplar devlete zimmetliydi. Zamanla ve büyüdükçe para biriktirmenin rüştüne de erdikçe kendi kitaplarıma sahip oldum. Okul harçlıklarımdan kitaplar alır ve bundan büyük sevinç duyardım. Zaten lisede de sözel sınıf mezunuydum. Kitaplar biriktikçe ve bir daha kimseye verilmedikçe büyük bir kütüphanem oldu. Onları okudukça geri vermeyecek olmanın hazzıyla daha da okuyordum. Çünkü okudukça bazı şeylerin ayırdına varıyordum, güçleniyordum. Bence herkesin bir kütüphanesi olmalı. Edebiyata ilgi böyle böyle devam etti ta ki 14 Haziran 2024’te ilk kitabım çıkana dek.
Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Yazmak, hürriyettir. Yazmak bir yazar için varoluş, duruş biçimidir. Ve aynı zamanda kendini ifade etme yöntemi. Sanırım dünyaya yazmak için gelmişim. Bunu gün geçtikçe daha iyi kavrıyorum. Çünkü okudukça kelimelerin zihnimi ele geçirmiş olması durumu yeterli kalmayıp ruhumdan taşınca yazmam gerektiğini hissediyorum. O yüzden kalemsiz ve kağıtsız dışarı çıkmamaya özen göstermek, mecburiyetin yanında bende alışkanlık haline geldi. Gerçi artık telefonlar bu işler için biçilmez kaftan olsa da elime değen mürekkebin izi, atmadığım ve daha atacağım nice imzanın teminatı hissi verdiğinden kalemi daima dijital olana yeğlerim. Yazmak ve yazmak… Nil için başka bir direniş biçimi kabul edilemez.
Alacakaranlıkta Atbarah ve Ararat kitabınızın hikayesinden bahsedebilir misiniz?
Alacakaranlıkta Atbarah ve Ararat benim 2009 Ağustos ayından beri kaleme aldığım ilk sergüzeştim. Onu bugünlere getirmek için yaşadığım duygu durumlarının yeri her zaman bende bambaşka olmuştur. Dile kolay 15 yıllık bir medcezir. İnsanın yaşadığı şeylerin günün sonunda kendine pozitif anlamda bir şeyler katması da hayatın başka bir yüzü olsa gerek. O günlerde yazarken yaşadığım ızdırabın ve sûkut içre kalışların aslında kendime bile meydan okumak olduğunun farkına bile varmadan yazıyordum yalnızca. Bugün dönüp ardıma baktığımda ve kitabı elime aldığımda gözümün önüne gelen tek şeyin şu olduğunu fark ediyorum, her zaman tek başıma olmuşum. Ve onca kalabalığın içinde devasa bir yalnızlıkta kendime koca bir dünya kurmuşum. O günden bugüne daha fazla gururluyum. Aynaya baktığımda gördüğüm Nil’e her zaman söylediğim yegane şey; “düşlemekten ve sevmekten iyi ki vazgeçmemişsin.” Siz de vazgeçmeyin. Düşlerinizi asla kimsenin boyunduruğu altında ezdirmeyin…

Okurlardan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
Sevgili okurlar ve dostlarım, kitabıma gözlerini çeviren bir sürü yüreğin yanımda oluşu. Bu muazzam duygunun coşkusu ile başımın dönmediğini söyleyerek tevazu göstermek istemiyorum çünkü onların destekleri ve ilgileri her zaman beni onore etmiştir. Ararat ve Atbarah on beş yılın sonunda alacakaranlığın ardına gizlenmiş bir sır olmaktan çıkıp hürriyete ve sevgiye meydan okuyan nice yürek işçisine rehber oldu. Okuyan herkese kendinden payeler buldurduğu satırlar onların yüreklerinde filizlendi. Lâkin bizim coğrafyada şiire ve kitaba diğer şeylere addedilen önemin çeyreği bile addedilmezken yine de bu durumdan umutluyum. Herkes bir gün kendini bir şeyleri okumuş olmanın bahtiyarlığında ve özgürlüğünde bulacak buna inanıyorum. Umarım Alacakaranlıkta Atbarah ve Ararat da günün birinde gereken ilgiyi okurlarımız tarafından görür.
Yazarlık, aile danışmanlığı, fotoğrafçılık gibi pek çok farklı alanda çalışıyorsunuz. Bu farklı alanlardaki deneyimleriniz ürün verirken birbirlerine ilham oluyorlar mı?
Fotoğrafçılık da tıpkı yazmak gibi bir eylem. Nasıl yüreğimden geçenleri kaleme alıp kağıda mühürlüyorum, fotoğraf da işte aynen böyle. Sosyolojik bakış açısıyla gözün gördüğü olayı ve olguyu objektif aracılığıyla kağıtlara aktarıyorum. İkisi de birbirinden bağımsız değil aslında. İnsan duygusunu yaşadığı şeyi ölümsüzleştirmek ister. Ben de hem yazarak hem çekerek bunu bir bütün halinde yaşamıma dahil ettim. Çünkü acısını ve sevincini yaşadığım her şey bana ait ve her ne kadar zaman zaman ayaklarım yansa da onlarla beraber yürümekten keyif alıyorum. Beni ben yapan şeylerin ağırlığında güç buluyorum..
Bundan sonrası için hedefleriniz nelerdir?
Bundan sonrası için bir değil binlerce hedefimin olması beni korkutmuyor sizi de korkutmasın. Yazar mıyım yoksa fotoğrafçı mı ya da aile danışmanı mı belki kim bilir başka biriyimdir bilmiyorum. Kendimi hiçbir sıfata ve pâyeye sığdıramamakla beraber hedefim değil yalnızca dileğim şudur, kitaplar gerekli ilgiyi görsün artık. İnsanlar girdiği kafesleri ve kodesleri kabullenmesin. Artık sekter insanların tiranlığı son bulsun. Bilhassa kadınlar okusun. Para için değil. Umutla parlayan geleceğe ışık tuttuğumuz ve kâinata tohumlar serptiğimiz için buna mecburuz. Benim de bundan başka çarem olmadığını ayırt ettiğim günden beri okumaktan ve yazmaktan ömür boyu vazgeçmeyeceğime olan inancım sonsuzdur. Şayet biz faniler için biçilmiş bir başka yaşam varsa orada da yine Nil olarak doğmak isterim. Çünkü Nil yalnızca bir isim ya da kadın değil daima kendine ve yanındakilere umut ve inanç dolu günler olmuştur bir kandil misali en zifiri zamanlarda… Kadınlarımız kendilerinin farkına varmalıdır. Aydınlık gelecek yalnızca bizimle mümkün.
Eklemek istedikleriniz var mı?
Son olarak bu röportaja zamanını ayıran ve ayırmayan yalnızca ismimi dahi okumuş olan herkese yürekten sevgi ve selam ederken; hepinizi Alacakaranlıkta Atbarah ve Ararat’ın sergüzeştine eşlik etmeye davet ediyorum. Aydınlık günlere inanan, yüreği sevgiyle titreyen herkese teşekkür ederim, hürriyet ve sevgiyle kalın….
https://www.instagram.com/atbarahararat
*Bu röportaj dostsohbeti.com için Emre Çakır tarafından yapılmıştır. Sadece kaynak belirtilerek belirli bir kısmı alıntılanabilir.